ΕΝΗΜΕΡΩΣΗ ΚΑΙ ΠΑΛΙ!..

ΠΑΕ ΟΛΥΜΠΙΑΚΟΣ

1. ΟΪΜΕΝ! ΣΤΕΛΕΧΟΣ ΤΟΥ Τ/”ΒΑΘΕΩΣ ΚΡΑΤΟΥΣ“!

3. Ο ΡΤΕ, ΠΟΥ ΕΔΩ ΟΙ… ΑΝΑΛΥΤΑΔΕΣ ΛΕΝΕ ΚΑΙ ΓΡΑΦΟΥΝ ΠΩΣ… ΗΤΤΑΤΑΙ!.. 

GENAR Başkanı açıkladı: İşte partilerin son oy oranları

GENAR Başkanı İhsan Aktaş, anketlerde partilerin son oy oranlarını açıkladı. Buna göre, Cumhur İttifakı 2 yıl içinde 2 puan artarak yüzde 55.2 oy oranına sahip. En beğenilen lider, en yakın rakibine 4 kat fark atan Cumhurbaşkanı Erdoğan. Yeni kurulan partilerin ise oy oranları çok düşük kaldı. Ayrıca CHP, yerel seçimlerde yakaladığı rüzgarı bir yılda kaybetti.

GENAR Başkanı açıkladı: İşte partilerin son oy oranları
18.05.2020

2018 seçimlerinin üzerinden tam 2 yıl geçti. Olağanüstü bir gelişme olmazsa Haziran 2023’te Milletvekillerini ve Cumhurbaşkanını seçmek üzere yeniden sandık başına gideceğiz. Peki bu 2 yıllık süre içerisinde Hükümet nasıl bir sınav verdi? İstanbul ve Ankara’nın CHP‘ye kaptırılması genel seçim sonuçlarını nasıl etkileyecek? Geniş bir kamuoyu araştırması yapan GENAR‘ın başkanı İhsan Aktaş ile bu “Pazar seçim olsa Türkiye hangi partiye oy verecek” sorusuna cevap aradık. İşte GENAR’ın son siyasi kamuoyu araştırmasından çarpıcı sonuçlar…

AK PARTİ OYUNU 2 PUAN ARTTIRDI

-Herkesin merak ettiği soru ile başlayalım. AK Parti’nin oy oranında 2018 yılından bu yana düşüş var mı?

Seçimlerden bu yana bu dönemde Cumhur ittifakı en yüksek seviyeye ulaştı. Son genel seçimlerde Cumhur ittifakının oy oranı yüzde 53.7 idi. Bugün yaptığımız araştırmada yüzde 55.2 sonucuna ulaştık. Bu da gösteriyor ki iki yıl içerisinde Cumhur İttifakı oy kaybetmediği gibi, oy oranını da 2 puan arttırmış görünüyor.

CHP YEREL RÜZGARI KAYBETTİ

-2019 yerel seçimlerinde CHP’nin oy oranı neden günümüzde genel seçim kamuoyu araştırmalarına yansımıyor?

CHP’nin Ankara, İstanbul ve Antalya gibi büyük şehirleri alması genel siyasete de yansıyacağı bekleniyordu. Ancak seçimlerden hemen sonra yaptığımız araştırmada yereldeki bu sıçramanın genel seçimlere yeteri kadar etki etmeyeceği dikkatimizi çekmişti. Bunun sebebini şöyle açıklayabiliriz. AK Parti yerele yönetimlerde hizmet noktasında önemli aşamalar kaydetmişti. Bunun üzerine koyarak dikkat çekici bir belediyecilik hizmeti ortaya koymak çok zordu. CHP’li İstanbul ve Ankara belediyesi şu ana kadar bu zoru başaramadı. Bir de şunun altını çizmekte fayda var. CHP’nin yereldeki oy oranı her zaman genel seçimlerin üzerindedir.

BU PAZAR SEÇİM OLSA CUMHUR İTTİFAKI YÜZDE 55.2

-Bu Pazar seçim olsa Cumhur ittifakı ipi tek başına göğüsleyebilir diyebilir miyiz?

Seçimleri psikolojisi her dönemde farklı olabiliyor. Ancak bu Pazar günü seçim Cumhur İttifakı’nın oy oranın yüzde 55.2 olduğunu, meclis çoğunluğunu elde edebileceğini ve ilk turda Cumhurbaşkanı seçebileceğini söyleyebiliriz. Diğer partilerden de oy alacağını da düşünerek Cumhurbaşkanı’nın oy oranının biraz daha yüksek olduğunu bekleyebiliriz.

İMAMOĞLU’NUN SİYASET TARZI BEĞENİLMEDİ

-2019 seçimlerinin parlayan yıldızı Ekrem İmamoğlu’ydu. Sizce beklenen performansı gösterebildi mi?

Kent meselelerine duyarlı bir insan olarak benim gözlemim şu. Geriye bıraktığımız bir yıl siyasi polemiklerle geçti. Hizmetler, yatırımlar ve sosyal meseleler gündem olmadı. Ekrem İmamoğlu’nun siyaset ve hizmet anlayışı böyle gidecek gibi görünüyor. İstanbullular da bunun farkında. İstanbullunun gündemi ve beklentisi ile İmamoğlu’nun beklentisi ve gündemi çok farklı.

HÜKÜMET PANDEMİ SÜRECİNDE BAŞARILI

-Oy oranlarındaki artışta pandemi sürecindeki başarının payı var mı?

Bütün dünyayı temelinden sarsan ve çaresiz bırakan pandemi sürecinin iyi yönetilmesi vatandaş düzeyinde olumlu etki yarattı. Panedemi sürecinin tamamına bakıldığında eş zamanlı olarak çeşitli bakanlıkların almış olduğu önemli tedbirler var. Burada Sağlık Bakanlığında titiz, dikkatli çalışması çok dikkat çekiciydi ve toplumda kısa sürede karşılık buldu. Bunun yanısıra Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın KOBİ’lere yaptığı mali destek, 4 milyon haneye yapılan yapılan doğrudan yardım ile ekonomik ve sosyal açıdan toplumun rahatlatılmasına sebep oldu. Bunun yanısıra başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere her bakanlık bu süreçte iyi sınav verdi. Bunun adı “İyi Yönetim”dir. Pandemi süreci şunu gösterdi; hizmet, yatırım ve kriz yönetiminde AK Parti üstünlüğünü ortaya koyuyor. Buna karşılık siyasi polemik zeminine dönülünce CHP daha etkili oluyor.

CHP’NİN YÜZDE 63’Ü BAŞARILI BULUYOR

-Muhalefet partilerine oy veren seçmen Pandemi sürecinde hükümetin performansını nasıl buluyor?

Türkiye kamuoyu hükümeti ve Sağlık Bakanlığını çok başarılı buluyor. Türkiye’nin yüzde 70’i Sağlık Bakanlığı’nın toplum ile paylaştığı verilerin güvenli olduğuna inanıyor. Yüzde 75’e Sağlık Bakanlığı’nı başarılı bulmaktadır. CHP seçmeninin yüzde 63’ü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı başarılı bulmaktadır.

ERDOĞAN AÇIK ARA EN BEĞENİLEN LİDER

-Peki Türkiye’de en beğenilen siyasetçi kim?

10 siyasi lider arasında en beğenilen lider olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oranı yüzde 36.2. İkinci ismin beğeni oranı ise sadece yüzde 9. Önceden ikinci isimin yüzde 17’lere ulaştığını görüyorduk. Burada ikinci isim arasındaki fark 4 katına kadar çıkmış. Bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kamuoyu nezdindeki gücünü ve etkisini ortaya koyuyor.

CHP’DE HAYAL KIRIKLIĞI HAKİM

-CHP’nin oy oranlarında bir sıçrama gözlemliyor musunuz?

Son genel seçimler oy oranı yüzde 22.6 idi. Bugün ise yaptığımız çalışmada yüzde 23.5 sonucuna ulaştık. Ancak kendi beklentileri oylarının yüzde 30 sınırına dayanmış olduğu yönündeydi. Geriye bıraktığımız 10 yılda CHP’nin sosyolojik bir sıkışmışlığı yaşandığı söyleniyordu. Ancak görünen o ki bu sıkışmışlık henüz aşılabilmiş değil.

CHP SİYASİ POLEMİKTEN ARTIK BESLENEMİYOR

-CHP’nin son dönemde içinde bulunduğu agresif tutum, darbe imaları, sert siyaset bu sıkışmışlıktan kaynaklanıyor olabilir mi?

Yerel seçimlerden elde ettikleri rüzgarın CHP’yi iktidara taşıyacağı bekleniyordu. Ancak karşı karşıya kalınan küresel meselelerde Hükümetin ortaya koyduğu başarı, Cumhur İttifakı’na olan desteği arttırmıştır. Burada CHP’nin siyaset tarzını da gözden geçirmesi gerekiyor. İyi işler yapıldığında bile siyasi polemik yaparsanız bir kıymeti olmuyor.

YENİ PARTİLER HEYECAN OLUŞTURMADI

-Deva Partisi ve Gelecek Partisi neden bir heyecan oluşturamadı?

Yeni kurulan partilerin bugünkü tabloda henüz bir varlık gösterememiş olduğu anlaşılıyor. Partiler kurulmadan önce belli oranda bir tartışma vardı. Ancak partiler kurulduktan sonra kadrolar ortaya çıkınca Türk siyasetine bir katkısının olmayacağı anlaşıldı. Zaten araştırma sonuçlarına baktığımızda da bugün için kamuyoyunun Deva ve Gelecek Partisi’ni dikkate almadığı anlaşılıyor. Zaten önümüzdeki seçimlerin AK Parti ile CHP arasında geçeceğini düşünürsek, bu partilerden kopmuş üçüncü partilere seçmenin yöneleceğini düşünmüyorum.

İYİ PARTİ KALICI OLMAK İSTİYORSA BAĞIMSIZ OLMALI

-AK Parti ile aynı tabandan oy almaya çalışan küçüklü büyüklü partiler var. Bunların Cumhur ve Millet ittifakı dışında üçüncü bir ittifak kuracağı söyleniyor. Bu ittifaka şans veriyor musunuz?

Tartışılan bu üçüncü ittifak ile ilgili farklı bir kanaatim var. Yeni kurulan partiler ve Saadet Partisi’nden bağımsız olarak İyi Parti’nin kalıcı bir parti olması için başka bir tutuma ihtiyacı var. Milliyetçi gelenekten gelen bir partinin HDP’nin gölgesinde kalması İyi Parti seçmenini yaralamaktadır. İyi Parti’nin bağımsız bir siyasi parti kimliği oluşturabilmesi için ittifaklardan bağımsız bir pozisyon almasının faydalı olacağını düşünüyorum. Meral Akşener Cumhurbaşkanlığına bizzat aday olarak önemli bir adım atmış ve partisi için faydalı olmuştu.

KAYNAK: SABAH
EKONOMİ / 18.05.2020 

Hassas Güdüm Kiti-84 Lazer Arayıcı Başlık’ın test atışları başarıyla gerçekleştirildi

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan son dakika açıklamasında, “Yerli ve milli imkanlarla üretilen Hassas Güdüm Kiti-84 Lazer Arayıcı Başlık’ın test atışları başarıyla gerçekleştirildi” denildi.

Son dakika haberine göre; Milli Savunma Bakanlığı (MSB), yerli ve milli imkanlarla üretilen Hassas Güdüm Kiti-84 Lazer Arayıcı Başlık’ın test atışlarının başarıyla gerçekleştirildiğini bildirdi.

MSB’den yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Yerli ve milli imkanlarla üretilen HGK-84 LAB (Hassas Güdüm Kiti-84 Lazer Arayıcı Başlık) Hava Kuvvetlerimiz tarafından yapılan test atışları başarıyla gerçekleştirildi.”

Öte yandan MSB’nin Twitter hesabından, Hassas Güdüm Kiti-84 Lazer Arayıcı Başlık’ın test atışıyla ilgili bir video da yayımlandı.

5. 

MHP lideri Bahçeli’den 19 Mayıs mesajı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Bahçeli mesajında ”Milletvekili transfer borsası kurup korsan siyaset ticaretine bel bağlayanların Gazi Meclisi’mizin saygınlığına gölge düşürme çabaları Türkiye’nin ayak bağı ve ağır yüküdür” dedi.

6.

Türkiye destek verdi, dünya şaşkına döndü! Hafter’in kalesi düştü

Anadolu Ajansı’nın (AA) geçtiği son dakika haberine göre; Libya Ordusu Batı Harekat Dairesi Komutanı Usame Cuveyli, Hafter güçlerinin işgalindeki Vatiyye Askeri Üssü’nde kontrolü sağladıklarını açıkladı. Üssün içinde ise çarpıcı görüntüler geldi. BM nezdindeki meşru hükümet, Türkiye tarafından destekleniyor.

 18.05.2020

Libya ordusunun yürüttüğü Öfke Volkanı Operasyonu basın biriminden yapılan yazılı açıklamaya göre, Libya Ordusu Batı Harekat Dairesi Komutanı Usame Cuveyli, Hafter kuvvetleri işgalindeki Vatiyye Askeri Üssü‘nde kontrolü sağladıklarını bildirdi.

Libya ordusu hava unsurları, son 48 saat içinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Hafter milislerine temin ettiği 2’si Vatiyye Üssü’nde olmak üzere toplam 3 Rus yapımı Pantsir hava savunma sistemini imha etmişti.

RUS YAPIMI HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ELE GEÇİRİLDİ

UMH’ye bağlı Öfke Volkanı Operasyonu Sözcüsü Mustafa el-Meci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, askeri üste kullanılabilir bir Rus yapımı Pantsir hava savunma sistemi ele geçirildiğini, ayrıca iki gün önce düzenlenen bombardımanda kullanılmaz hale gelen Rus yapımı iki savunma sistemi bulunduğunu belirtti.

ÜSSÜN LİBYA’NIN BATISI İÇİN ÖNEMİ

Darbeci lideri Hafter, Nisan 2019’da başkent Trablus‘a yönelik saldırı emri vermesinin ardından, savaş uçaklarıyla başkent çevresini vurmak için Vatiyye Üssü’nü yoğun biçimde kullanmıştı.

Libya ordusu, 25 Mart’ta başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile Hafter güçlerinin Vatiyye’yi kullanarak elde ettiği üstünlüğü ortadan kaldırdı. Ancak Vatiyye Üssü, çölün ortasında geniş ve çok korunaklı bir askeri alan olması hasebiyle stratejik önemini koruyor.

Üssün bulunduğu nokta....Üssün bulunduğu nokta….

SİVİL UÇUŞLARIN YAPILMADIĞI TEK ÜS

İkinci Dünya Savaşı sırasında 1942’de açıldığı dönemde Ukbe bin Nafi olarak isimlendirilen Vatiyye, Mitiga Havalimanı‘ndan sonra en önemli hava üssü olarak kabul ediliyor. Vatiyye ayrıca Libya’da sivil uçuşların yapılmadığı tek üs olarak biliniyor.

6 YILDIR HAFTER’İN KOMUTA MERKEZİYDİ

Ağustos 2014’te Hafter kuvetlerini kontrolüne geçen Vatiyye’yi geri alabilmek için hükümete bağlı birlikler 2016’ya kadar üssün etrafında hazırlıklar yaptı. Nisan 2019’da kontrolü kısa süreli olarak sağlasa da daha sonra yeniden kaybetti.

Hafter güçleri Ağustos 2014’ten bu yana yaklaşık 6 yıldır üssü “Batı operasyonları komuta merkezi” olarak kullanıyordu.

Üssün içindeki bir hangarda yer alan savaş uçaklarının hali...Üssün içindeki bir hangarda yer alan savaş uçaklarının hali…

Libya ordusu, 3 Nisan’da Vatiyye’ye düzenlediği hava operasyonunda üste bulunan Hafter milislerine ait park halindeki 3 adet Su-22 savaş uçağı ile çok sayıda araç, ağır silah ve tesisi imha etmişti.

Söz konusu operasyonda Hafter güçlerine verilen büyük zayiatla, Trablus’un batı bölgelerinde hava üstünlüğünün Libya hükümetine geçmesinde önemli rol oynamıştı.

Ele geçirilen üsten bir görüntü....Ele geçirilen üsten bir görüntü….

ÜSSÜN STRATEJİK ÖNEMİNİ ARTIRAN UNSURLAR

Libya’nın bütün batı bölgelerini kontrol altında tutabilen hava üssü, buradan kalkan savaş uçaklarının gerektiğinde Tunus ve Cezayir‘de de yakıt ikmali olmadan operasyon yapabilmelerine imkan sağlıyor.

Amerikalılar tarafından 1942 yılında yapılan üs, 7 ila 10 bin asker kapasitesinde bir altyapıya sahip. Libya’daki diğer askeri üsler önemini bulundukları şehirlerden alırken, Vatiyye ise kurulduğu bölgenin coğrafi özelliği ile ön plana çıkıyor.

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi döneminde Vatiyye Üssü’nde Fransız yapımı çok maksatlı Dassault Mirage 2000 savaş uçaklarının filosu bulunuyordu.

“Arap Baharı” isimli süreçte gerçekleştirilen 2011’deki NATO müdahalesinde, Vatiyye’de bulunan uçaklar, askeri mühimmat, hava savunma sistemleri ve radarlar imha edildi ancak altyapı zarar görmedi.

Hafter kuvvetlerinin Libya’nın batı bölgelerine yönelik komuta merkezi, hala bu 50 kilometrekarelik alanda kurulan üste bulunuyor.

Üssün genel görünümü...Üssün genel görünümü…

SIĞINAKLAR VE DEPOLARLA UZUN SÜRE İKMALSİZ KALMAYA İMKAN VERİYOR

Vatiyye Hava Üssü’nde uzun süre yetecek kadar yaşam malzemesinin saklanabileceği bir sistem bulunuyor. Ayrıca gerektiğinde çatışma ve savunma için akaryakıt, silah ve mühimmat ikmaline de uzun süre ihtiyaç duyulmuyor.

Vatiyye’nin ele geçirilmesiyle Libya ordusunun güvenli bir üsse sahip olmasının yanında, Mitiga Havalimanı’na alternatif olarak başkentin batısındaki Zuvara Havalimanı’nın da sivil uçuşlar için kullanılmasının önü açılacak.

Libya’yı takip eden bölge uzmanları, hükümetin ülkenin batısında yeniden elde ettiği kazanımları koruyabilmesi için Vatiyye’de kontrolün sağlanmasının hayati önem taşıdığı, aksi takdirde üssün Hafter güçlerince büyük bir tehdit olarak tekrar faaliyete geçirilebileceği değerlendirmesinde bulunmuştu.

KAYNAK: AA
 7.

China’s ambassador to Israel found dead in his home

 According to the initial investigation, he died of natural causes. 

By World Israel News Staff

China’s Ambassador to Israel Du Wei was found dead in his Herzliya home on Sunday morning, Israel’s Foreign Ministry confirmed.

According to the initial investigation, he died of natural causes.

Wei, 58, took up the position of ambassador to Israel in January. He previously served as Chinese ambassador to Ukraine.

According to the Chinese Embassy’s website, Wei was born in Shandong Province in October, 1962. He has a Master’s degree of Laws. He was married with one son.

In February, as the coronavirus health crisis first took hold, Wei made headlines for comparing the way that Chinese were being turned away at borders to the way Jews were turned away from safe haven during the Holocaust.

“Millions of Jewish [sic] were killed, and many, many Jewish were refused when they tried to seek assistance from other countries. Only very, very few countries opened their door, and among them is China,” he said.

The Chinese Embassy later apologized for the remarks. “There was no intention whatsoever to compare the dark days of the Holocaust with the current situation and the efforts taken by the Israeli government to protect its citizens. We would like to apologize if someone understood our message the wrong way,” the embassy said.

8.

Caroline Glick: Pompeo, the coronavirus and the ‘risks’ of sovereignty

The main foreign policy challenge facing Israel today may not be minimizing diplomatic blowback for applying its laws in Judea and Samaria but maximizing its new global position.

By Caroline Glick, Israel Hayom via JNS

On May 10, Saudi journalist Abdelhameed al-Ghoban gave an interview to the BBC in Arabic. His remarks, which were translated by MEMRI, were devoid of nuance.

“Today, the public is informed. There is a deluge [of opinions] against the Palestinian cause. It is no longer just public support for normalization and building ties with Israel. [Our] public has turned against the Palestinians in general. Unfortunately, the Palestinians have lost. The Palestinians have not contributed anything. We can say that they are emotional people whose behavior is governed by their feelings.”

Al-Ghoban added, “It is in our strategic interest, and in keeping with our future economic interests, to maintain real relations with Israel. Israel is an advanced country and we can benefit from it.”

Al-Ghoban’s remarks are not a lone voice in the wilderness. During the Ramadan Muslim holy month, Saudi television networks broadcast two series that portray Jews and Israelis in a positive light.

Palestinian leaders are beside themselves at what they view as pan-Arab abandonment. In remarks to Israel Hayom this week, a senior Palestinian official bitterly referred to the mild criticisms of U.S. President Donald Trump’s peace plan and of Israel’s plan to apply its sovereignty to its communities in Judea and Samaria and to the Jordan Valley as no more than “lip service.”

Israeli leftist groups are hanging their hopes for torpedoing Israel’s sovereignty plans on the European Union. France’s plan, supported by Luxembourg, Belgium and Ireland, to impose EU sanctions on Israel in the event it implements its sovereignty plan was widely reported this week.

But like the Palestinians, Israeli leftists are likely to be disappointed. EU rules require all decisions to be made by consensus, and there is no consensus on sanctioning Israel.

Even worse for the leftists is the fact that Israel’s plan to apply sovereignty to parts of Judea and Samaria is not a unilateral move. Israel will carry it out in the framework of the U.S. peace plan. If the European Union retaliates against Israel for implementing the first stage of the Trump peace plan, it will antagonize the White House, which will rightly view the move as anti-American. This state of affairs will increase the number of EU member states that will oppose anti-Israel sanctions—or any other anti-Israel response to the sovereignty plan.

Given this state of affairs, Israeli leftist groups will have to learn to live with disappointment. Europe will not be able to force the government to embrace their radical policies.

There is another reason that Israel needn’t be too concerned that applying its laws to parts of Judea and Samaria will damage it diplomatically or economically. To understand what it is, it is worth considering what was likely a key reason, if not the key reason, that U.S. Secretary of State Mike Pompeo visited Israel this week, in the middle of the global coronavirus pandemic.

9.

What urgent matter brought Pompeo to Israel?

Commentators in Israel and the United States were surprised by Pompeo’s visit. Like most world leaders, Pompeo has been grounded since late February. Why was he breaking the coronavirus lockdown to fly to Israel of all places for a few hours? What was so important that he couldn’t discuss it via secure video conference?

Most media outlets claimed that the sovereignty plan is what brought him to Jerusalem. But that made little sense even before Pompeo arrived and said that he wasn’t here for that. Both in Pompeo’s interview to Israel Hayom on Tuesday, and in Ambassador David Friedman’s interview with Israel Hayom two weeks ago, they made clear that the Trump administration continues to support Israel’s plan. Friedman even made clear that he views the issue with great urgency.

Another popular explanation was that Pompeo flew to Israel to discuss Iran. This, too, makes no sense. Israel and the United States are completely coordinated in their Iran policies.

There appear to be two reasons that Pompeo came to Israel this week of all times. The first and more discussed may be the less significant one. That reason is China. On both sides of the partisan divide, U.S. leaders have long been concerned about Israel’s technological ties with China and with its willingness to grant infrastructure construction contracts to Chinese firms.

In an interview with the Washington Free Beacon, published on the eve of Pompeo’s arrival in Israel, Assistant Secretary of State for Near Eastern Affairs David Schenker said, “We don’t want them [Israel] to get into a problematic relationship with China.”

Schenker focused his remarks on U.S. concerns with Israeli-Chinese contracts for major infrastructure projects, like a water desalination plant and the Haifa port.

“China sees a lot of value in a relationship with Israel, the high-tech, the innovations,” said Schenker.

He continued, “Israel also needs all sorts of infrastructure and it looks to China. China is a low-cost bidder and Chinese companies do all this work. But there are things that have to be taken into account. We also have interests and we want to be able to work with Israel.”

Pompeo emphasized U.S. concern with Israel-China ties both in his discussions with Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu and in his remarks to the Israeli media. There is no doubt that the heightened U.S. pressure on Israel to lower the flame on its ties with China is reasonable. China, after all, disseminated the coronavirus plague worldwide and hid the dangers from the world for two months while it purchased the global supply of ventilators and personal protective equipment.

Yet at the same time, even these heightened concerns don’t explain Pompeo’s sudden decision to fly to Israel. There have been no notable new developments in Israel’s ties with China in recent months. And Israel announced last year that it would not be participating in Huawei’s 5G network. Certainly, the messages Pompeo communicated to Netanyahu could just have easily and effectively been delivered in a videoconference.

Israel’s global prominence

This brings us to the coronavirus itself.

On May 5, the Israel Institute for Biological Research in Nes Ziona announced a “groundbreaking scientific development” towards a potential treatment for COVID-19 based on an antibody that neutralizes SARS-CoV-2, the virus that causes the disease. It was the second breakthrough announced that week by institute scientists, who days earlier announced that they had isolated a key coronavirus antibody.

In its announcement of the developments, the Israeli Defense Ministry said that the institute is now pursuing a patent for its development, after which it will begin discussions with international manufacturers.

Israeli Defense Minister Naftali Bennett, who visited the institute on May 7 with Israeli President Reuven Rivlin to receive a briefing on the discovery, said at the end of the tour, “I instructed the defense establishment and the institute to move ahead at the highest speed to develop a mass cure. We will not spare money or resources. We will do everything in our power to shorten the time it takes to have a commercial medicine.”

The first report of Pompeo’s sudden decision to visit Jerusalem this week came on May 6, the day after the Institute of Biological Research’s initial announcement and the day before Bennett and Rivlin visited the institute.

In his remarks at the Prime Minister’s Office with Netanyahu on Wednesday morning, Pompeo mentioned U.S.-Israeli cooperation in fighting the pandemic. Turning to Netanyahu, he said, “Israeli technologies, Israeli medical expertise, all of the things that you and I and our teams can work on together. I know we’ll deliver good outcomes and decrease the risk for people all across the world from this global pandemic.”

The Defense Ministry’s announcement of the Institute of Biological Research’s latest breakthrough noted, “This is an important milestone, which will be followed by a series of complex tests and a process of regulatory approvals.”

That process could take several months. Experts in and out of the defense establishment note that it is too early to know the full implications of the discovery. Obviously, if Israel has developed a cure for the coronavirus, its economic and diplomatic position will be upgraded significantly.

But even if the Institute for Biological Research’s latest discovery doesn’t lead to an immediate cure for the coronavirus, it is clear that the biomedical and technological capabilities that Israel has demonstrated in its treatment and research of the coronavirus have solidified its place among the world-leading nations in these critical areas.

Arab states that are driven towards Israel due to their shared interest in preventing Iran from developing nuclear weapons and becoming a regional hegemon will cling to Israel ever more tightly now. European governments that seek to punish Israel for asserting its sovereign rights in Judea and Samaria, will have to balance their hostility with their desire to benefit from cooperation with Israel.

It is very possible that the main foreign policy challenge facing Israel today is not how to minimize the risks of diplomatic blowback for applying its laws in Judea and Samaria. It is figuring out how to maximize Israel’s new global position in a manner that will strengthen us diplomatically, economically and strategically into the future.

Caroline Glick is an award-winning columnist and author of “The Israeli Solution: A One-State Plan for Peace in the Middle East.”

10.
Israel’s advances in the fight against the coronavirus may very well be incorporated into the U.S. effort.

By David Isaac, World Israel News

President Donald Trump revealed “Operation Warp Speed” at the White House on Friday, a large-scale initiative to find a vaccine to the coronavirus. Israel may have an important role to play.

Trump said it would be “a massive scientific industrial and logistical endeavor unlike anything our country has seen since the Manhattan Project,” likening it to America’s efforts in World War II to build the world’s first nuclear weapons.

Congress has directed $10 billion to the effort.

“President Trump’s vision for a vaccine by January 2021 will be one of the greatest scientific and humanitarian accomplishments in history,” said HHS Secretary Alex Azar. The project will focus on 14 of the most promising vaccine candidates, culled from a list of 100.

Although the 14 have not yet been identified, Israel’s advances in the fight against the coronavirus may very well be incorporated into the effort. The Israel Institute for Biological Research just received its patent for eight antibodies that target Covid-19, Israel Hayom reports on Sunday.

On May 5, the Institute announced it had developed a possible treatment against Covid-19 that uses antibodies and would be given in transfusions to patients in moderate condition where the virus has not yet caused massive damage to their body tissues.

Outgoing Defense Minister Naftali Bennett called it a “breakthrough.”

Political commentator Caroline Glick in a recent column speculates that this medical achievement might be the real reason behind Secretary of State Mike Pompeo’s surprise visit to Israel last week, rather than the motives that have been highlighted, such as Israeli annexation, Iran and China.

“The first report of Pompeo’s sudden decision to visit Jerusalem this week came on May 6, the day after the Institute of Biological Research’s initial announcement and the day before Bennett and Rivlin visited the institute,” Glick writes.

“In his remarks at the Prime Minister’s Office with Netanyahu on Wednesday morning, Pompeo mentioned U.S.-Israeli cooperation in fighting the pandemic,” she notes.

“Turning to Netanyahu, he said, ‘Israeli technologies, Israeli medical expertise, all of the things that you and I and our teams can work on together. I know we’ll deliver good outcomes and decrease the risk for people all across the world from this global pandemic.’”

11. 


Jewish Diaspora Community Groups Near Collapse: Can Israel Save Them?

Jordan Threatens Israel with ‘Massive Conflict’ Over Sovereignty Plan

Pompeo Blasts World Court’s ‘Illegitimate Investigations’ of Israel


EU Foreign Ministers Vow to Fight Annexation

 12.

Israel’s new Foreign Minister: Trump plan a historic opportunity

By World Israel News Staff

Israel’s new Foreign Minister Gabi Ashkenazi took office in a transition ceremony carried out at the Foreign Ministry in Jerusalem on Monday.

Ashkenazi, who is replacing outgoing Foreign Minister Yisrael Katz, took the opportunity to say that the Trump peace plan represents a historic opportunity to shape Israel’s borders, Kan news reports.

Sending the message that Israel won’t act unilaterally, Ashkenazi said “the plan will be promoted responsibly, vis-à-vis our neighbors in the region and the United States, while upholding the peace agreements and strategic interests of the State of Israel.”

The Trump peace plan provides for Israeli annexation of some 30 percent of Judea and Samaria, the Jewish people’s historic heartland. Controlled by Israel since 1967, the area has not been officially attached to the country due to international opposition, the presence of a large Arab population in the region and Palestinian claims to the territory.

Prime Minister Benjamin Netanyahu has promised to annex the territory during his election campaign.

.Ashkenazi also said Israel would work to strengthen ties with Egypt and Jordan. “They are very important allies in addressing the challenges in the region,” he said. He said that he would work to promote ties with other countries in the region “for the betterment of Israel’s strategic position.”

Outgoing Minister Katz said Ashkenazi has a select group of people at the ministry that he can build on.

Ashkenazi will serve as foreign minister for the first half of the government’s term, after which Likud MK Miri Regev will take over. Ashkenazi will then move to become defense minister, taking over from his party’s head Blue and White leader Benny Gantz, who will then become prime minister.

Ashkenazi is new to politics, having spent a life in the Israel Defense Forces. He served as IDF chief of staff from 2007 to 2011.

13.

How and Why Muslims Delude Themselves about Islam

Portraying a millennium of violent conquests as altruistic “openings”.

 

Raymond Ibrahim is a Shillman Fellow at the David Horowitz Freedom Center.

Egypt’s leading Muslim cleric and sheikh, Dr. Ahmed al-Tayeb—also known as Pope Francis’s “wolf in sheep’s clothing”—recently asserted a demonstrable falsehood.  On April 30, 2020, during his televised program that appears every year around Ramadan and is watched by millions in Egypt and the Arab world, the Grand Imam of the Islamic world’s most prestigious university, Al Azhar, declared that “Islam doesn’t seek war or bloodshed, and Muslims only fight back to defend themselves.”

This, of course, is a reaffirmation of the grand conclusion reached at—and therefore making a mockery of—a recent mega conference dedicated to finding solutions to “extremism.”  Hosted in Egypt by Al Azhar, and attended by leading representatives from 46 Muslim nations, al-Tayeb capped off the two day conference by declaring that:

Jihad in Islam is not synonymous with fighting; rather, the fighting practiced by Prophet Muhammad and his companions is one of its types; and it is to ward off the aggression of the aggressors against Muslims, as opposed to killing those who offend in [matters of] religion, as the extremists claim.  The established sharia rule in Islam bans antagonism for those who oppose the religion.  Fighting them is forbidden—as long as they do not fight Muslims.

Needless to say, such claims fly in the face of more than a millennium of both well documented Islamic teachings and Islamic history.  Beginning with Muhammad—whose later wars were hardly defensive but rather raids meant to empower and aggrandize himself and his followers over non-Muslims—and under the first “righteous” caliphs and virtually all subsequent sultans and rulers, jihad consisted of raiding, slaughtering, enslaving, and ideally conquering non-Muslims who refused the invitation to embrace Islam.  One need only look at  a map of the Muslim world today and realize that the vast majority of it—all of the Middle East, North Africa, Turkey, Central Asia, as far east as Pakistan and further—was taken by violent conquest in the name of jihad.

However, rather than dismiss al-Tayeb as just another liar, trying to save face, it’s worth noting that something else is going on at a deeper level when Muslims insist to one another—in both instances, al-Tayeb was not addressing Westerners but fellow Muslims—that jihad is defensive.

The fact is, the overwhelming majority of Muslims, even of the terrorist variety, are, like most people, committed to seeing themselves and their religion as the “good guys.”  As such, there is an implicit agreement between them always to present their religion as according with innate concepts of justice.  This has caused them to go to extreme lengths, as the current case suggests.

For example, the historic Islamic conquests are never referred to as “conquests” in Arabic and other Muslim languages; rather, they are futuhat—literally, “openings” for the light of Islam to enter (or fatah in the singular, as the Palestinian group tellingly calls itself).  In this context, every land ever invaded or seized by Muslims was done “altruistically” to bring Islam to wayward infidels, who are seen as the aggressors for unjustly resisting Islam.

Thus, according to an article titled “The Wisdom of Jihad,” published by Islam Question and Answer, jihad does not “only and simply mean to kill non-Muslims”; rather, “The kuffaar [non-Muslims, or infidels] whom we fight will themselves benefit from jihad. We strive against them and fight them so that they will enter the religion of Allah which is acceptable to Him, which will lead to their salvation in this world and in the Hereafter.”

From here one understands why even sadistic mass murderers and pedophiles such as Ottoman Sultan Muhammad (or “Mehmet”) II is known in Islamic historiography as “Muhammad the Opener”—for it was he who brought Islam’s light to the reluctant denizens of Constantinople in 1453.

Mocking such Muslim logic, Dr. Ahmed ‘Abdu Maher, an Egyptian researcher and political activist, once made a video where he asked a hypothetical.  What if Donald Trump—instead of banning immigration from a few terrorist nations (mostly Muslim) and being denounced as a “racist” for it—followed Islam’s “altruistic” outlook and offered American Muslims three choices: either convert to Christianity, pay jizya and live as second class citizens, or die?

Would he be a racist or not? Would he be a terrorist or not? How then [when one considers] that we have in our Islamic jurisprudence, which you teach us, and tell us that all the imams have agreed that the Islamic openings [i.e., conquests] are the way to disseminate Islam? This word “openings” [ futuhat] — we must be sensitive to it! The Islamic openings mean swords and killing.

The Islamic openings, through which homes, fortresses, and territories were devastated, … [are part of] an Islam which you try to make us follow. So I wonder O sheikh, O leader of this or that Islamic center in New York, would you like to see this done to your wife and daughter?…  That your daughter goes to this fighter [as a slave], your son to this fighter, a fifth [of booty] goes to the caliph, and so forth? I mean, isn’t this what you refer to as the Sharia of Allah?

Maher—this nominal Muslim who has embraced the ugly realities of Islam’s historic conquests—is, however and unfortunately, a rare commodity in the Muslim world.  As one American historian of Islam writes:

[T]he conquests were seen from the beginning as one of the incontrovertible proofs of Islam. To disavow them or to examine them critically—which has yet to happen in the Muslim world—will be very painful for Muslims especially Arabic-speaking Muslims. At every point… when Muslims have tried to abandon militant jihad for the internal, spiritual jihad… the memory of the conquests and the need to rationalize them have defeated this effort. The problem may lie in the unwillingness to confront the fact that the conquests were basically unjustified. They were not a “liberation” and they were not desired by the non-Muslim peoples; they were endured and finally accepted [Understanding Jihad, p.167].

Islam’s leaders such as Grand Imam al-Tayeb—one can add the Western mainstream as well—are committed to deluding Muslims about Islam’s past (and therefore present).  And little wonder; the “average” Muslim who learns the truth about Islam’s history often apostatizes in his heart—lapses—remaining Muslim only in name.

In other words, the problem is not just that many in the West are being deceived about Islam and its past; hundreds of millions of “regular” Muslims are also being deceived—and for the very same reason.

14.

Google Erases the Existence of Those Who Speak Unwelcome Truths

For the tech giants, 1984 is an instruction manual.

 

Daniel Greenfield, the peerless Shillman Fellow and FrontPage writer, tweeted the news on May 7: “Google just erased my Sultan Knish blog and Front Page Mag articles from the first pages of results for my name doubt very much this is accidental.” I did too, so I checked for myself, and sure enough: a Google search for “Robert Spencer” now does not bring up Jihad Watch, where most of my writing outside of books has been published for the last seventeen years, but it does give you defamatory and distorted attack pieces from the far-Left Southern Poverty Law Center and the Saudi-funded Bridge Initiative, and nothing that doesn’t portray me and my work in the most unfavorable possible light. This latest example of the tech giants’ determination to silence all dissenting voices reveals one often overlooked fact: they are desperately afraid.

Google is so afraid of Jihad Watch, in fact, that it is going to great lengths to make you think that the site (which you can find here) doesn’t exist at all. Several years ago, under pressure from the Texas-based imam Omar Suleiman, Google changed the algorithm for its search results so as to bury anything critical of Islamic jihad violence or Sharia oppression of women. Jihad Watch, which for years had been the first result in a Google search for “jihad” (back when Google searches were based solely on relevance and the popularity of the site), fell off the front page of “jihad” searches.

Now Google has gone even farther to make sure you don’t see Jihad Watch. Just this morning, I was looking for an old Jihad Watch article from a few years ago that I needed for a citation, and I entered an exact phrase from that article into the Google search bar. What came back were two sites where the article had been republished, but no indication that it had ever been at Jihad Watch at all.

In George Orwell’s dystopian novel of a totalitarian society, 1984, to which far more people refer than have actually read the book, the dissenter Winston Smith’s job in the Ministry of Truth involves erasing from all historical records any mention of people who have been declared “nonpersons.” Foes of the regime aren’t just vilified. Their very existence is erased. Dissent is easy to control if all record of it ever having been enunciated is eradicated, and Google has apparently taken a page from Orwell’s book.

Of course, Jihad Watch is one of the least of the concerns of Big Tech. They’re erasing all manner of people who dissent from the Leftist agenda. Greenfield notes that “Google controls 80% of search. That means it controls what the internet looks like. And it’s continuing to erase conservatives from the internet. I’m just the latest victim. Its censorship and creepy surveillance have reached new heights during the pandemic.”

And help may be on the way: according to the Wall Street Journal, “Both the Justice Department and a group of state attorneys general are likely to file antitrust lawsuits against Alphabet Inc.’s Google—and are well into planning for litigation, according to people familiar with the matter. The Justice Department is moving toward bringing a case as soon as this summer, some of the people said. At least some state attorneys general—led by Texas Attorney General Ken Paxton, a Republican—are likely to file a case, probably in the fall, people familiar with the matter said.”

Another illustration of how brazen the tech giants have become with their censorship came on early Saturday morning, when President Trump retweeted a Michelle Malkin video about tech censorship, with the comment: “The Radical Left is in total command & control of Facebook, Instagram, Twitter and Google. The Administration is working to remedy this illegal situation. Stay tuned, and send names & events. Thank you Michelle!” In a clumsy but sinister confirmation of the urgency of this problem, Twitter then deleted the Malkin video.

Daniel Greenfield is right: “the future of free speech is at stake.” I’m honored that the multimillionaire millennials at Google are so afraid of me and my little website that they have erased all trace of me except for Emmanuel Goldstein-like denunciations, but ultimately the First Amendment will become a dead letter if the tech giants are allowed to get away with sending dissenters down the memory hole in this way. And that will mean a nightmare of authoritarianism descending upon the country. The Administration needs to act on this, and fast. If Biden or Hillary or Bernie or whichever septuagenarian totalitarian wins in November, there won’t be another chance to save America as a free society.

Robert Spencer is the director of Jihad Watch and a Shillman Fellow at the David Horowitz Freedom Center. He is author of 19 books, including the New York Times bestsellers The Politically Incorrect Guide to Islam (and the Crusades) and The Truth About Muhammad. His latest book is The Palestinian Delusion: The Catastrophic History of the Middle East Peace Process

15.

America’s March to Socialism: The NeverTrump Right

Better Red than Orange.

 

Daniel Greenfield, a Shillman Journalism Fellow at the Freedom Center, is an investigative journalist and writer focusing on the radical Left and Islamic terrorism.

“I would have been prepared to crawl over broken glass to vote for anyone but Trump — yes, even Sen. Bernie Sanders,” Jennifer Rubin wrote in a Washington Post column headlined, “NeverTrump becomes NeverRepublican.”

“If you’re really never-Trump, then you know there’s no except-if-he’s-a-socialist footnote,” Joe Walsh also threw in his two cents in the Post. “I’d rather have a socialist in the White House than a con man.”

“If Sanders does emerge as Democratic nominee, I would vote for him over Trump as a forlorn gesture of protest,” David Frum tweeted.

“There’s a reasonable case to be made that one term of Bernie is less dangerous than a second term of Trump,” Bill Kristol argued.

At Kristol’s Bulwark site, its executive editor, Jonathan V. Last, argued in a post titled, “Ready for Bernie”, that voting for the Communist-friendly socialist would uphold the “rule of law”.

Cuban elections also upheld the rule of law which was the same as the rule of Castro and socialism. The rule of law that The Bulwark is concerned with upholding is the rule of government, not the Constitution. It’s the rule of the bureaucrats, administrators, and judicial activists imposing socialism.

The Bulwark has no choice but to be ready for Bernie and socialism. The site is funded by Pierre Omidyar, the eBay founder, who backs The Intercept, Bernie’s media machine. The Omidyar Network has a Reimagining Capitalism project and has been testing a Universal Basic Income.

The dirty secret of Never Trumpers is that they’re employed by lefty Big Tech billionaires.

Rubin, along with Max Boot and George Will work at the Washington Post, a paper owned by Amazon CEO Jeff Bezos. David Frum works at The Atlantic whose majority share is owned by Steve Jobs’ widow.

Socialism isn’t a ‘Better Red Than Orange’ compromise for the greater good of defeating Trump.

It’s the whole damn point.

The Bulwark was allegedly set up by principled conservatives who opposed Trump, but there are very few conservative principles there. When the site strays from its bête orange, it’s to promote socialism.

Richard North Patterson, a Hillary, Pelosi, and Obama donor, who has worked with the Brady Campaign and J Street, recently churned out a piece claiming that Trump is just a “symptom” of income inequality and proposed “profoundly conservative” models like FDR’s New Deal to solve all that inequality.

Patterson’s rant, which loosely throws around phrases like the, “hoary fraud of supply-side economics”, and the “ossified class system”, and then complains that we don’t “have anything close to universal healthcare coverage”, reads like the sort of thing Elizabeth Warren might have written on a bad day.

That’s not a coincidence.

Patterson’s Bulwark articles routinely feature illustrations of Warren doing heroic things under headlines like, “The Case for Progressive Capitalism” or “Why Elizabeth Warren Matters”. His economic solutions don’t just dovetail with Warren’s, but with those of Omidyar’s Reimagining Capitalism project.

You’ll also find Will Wilkinson of the Niskanen Center celebrating Warren at The Bulwark as “the greatest enemy of corruption, graft, and capitalist self-dealing in the U.S. Senate, and its most compelling advocate of clean government and democratic reform.”

What a coincidence.

Inequality was and has always been a hoary fraud. Its real purpose, as The Bulwark manages to demonstrate, is to kneecap meritocracy by diverting power from aspiring Americans at the behest of experts and pundits working for insurgent billionaires whose careers prove meritocracy is real. Its true goal is to politicize the economy and put it under the thumb of left-wing billionaires like Omidyar.

Is Omidyar, the richest man in Hawaii, really out to reimagine a capitalism that doesn’t favor him?

The inequality myth, as Thomas Sowell observed, assumes fixed Marxist classes of the rich and poor, when they “actually refer to whoever happens to be in a particular income bracket at a particular time. And Americans who, for example, start out in the bottom 20 percent, over 95 percent of the people who start out there are no longer there 15 years later. In fact, more of them reach the top 20 percent after that period of time than remain in the bottom 20 percent.”

That’s social mobility. And proponents of the inequality myth deny that social mobility exists.

The most vocal critics of mediocrity, who bang on about inequality, are curiously, products of the “ossified class” that Patterson references in an essay which heavily leans on the work of Matthew Stewart in The Atlantic. Stewart’s own essay begins with the “philosopher” recollecting how “my family would take up residence at one of my grandparents’ country clubs in Chicago, Palm Beach, or Asheville, North Carolina.” Patterson, who has a home on Martha’s Vineyard, was the son of a business executive.

President Donald J. Trump, The Bulwark’s embodiment of oligarchy, is the grandson of a German barber. The obvious difference between dilletantes like Patterson and Stewart, or, for that matter, Kristol, is that the Trump family continued aspiring upward in each generation, as opposed to ossifying.

Trump quit his business to become the President of the United States. Patterson stopped writing bad, but successful novels, to write worse articles by becoming a mediocre lefty pundit on a Never Trump site. Social mobility is real, but it demands ambition and personal effort. And those who have it either want others to also rise or to keep them down on the farm. The latter approach is known as socialism.

Some of the country’s wealthiest insurgent billionaires want socialism because they hate competition. And they have no shortage of usefully mediocre Never Trump mouthpieces who also hate competition.

That’s what is really at stake in the debate over President Trump and inequality.

Your average Never Trumper might be the mediocre son of a talented conservative thinker or a former member of the Bush administration, but inevitably a former something or the son of someone. Their hatred of President Trump and their willingness to embrace the myth that there is no social mobility aren’t two unrelated fetishes or a difficult compromise that they made in order to defeat Trump.

Socialism and the Never Trumpers are two sides of the same tarnished Janus coin.

The Never Trumpers wanted to rein in the political insurgency that upended their cushy places in the conservative movement and the socialists want a permanent underclass in whose name they can rule. MAGA represents a revolution against both orders, the punditocracy that had stifled emerging voices in the conservative movement seeking to address the forces that are destroying America, and the creeping surrender of the Democrats, of some Republicans, and of much of the younger generation to socialism.

If you accept Patterson’s conclusions, as many Never Trumpers do, then socialism makes sense. Similarly, generations of Marxists who accepted that humanity was bound upon an iron wheel of class, decided that revolution, collective totalitarianism, and the bureaucratic enslavement of mankind made sense. Every totalitarian solution begins with a similarly deterministically inevitable historical crisis.

That’s why Never Trumpers and lefties deliberately misunderstand MAGA. They dismiss the mass attendance at Trump rallies as populism or racism. Why is Trump popular? There’s always a fixed answer. It’s because he appeals to the worst instincts of Americans, they tell us in their NPR voices.

But what Trump and MAGA are really about is confronting inequality and lack of social mobility not through the preferred Martha’s Vineyard solutions of socialists and Never Trumpers, by concentrating power among a small technocratic class of government and non-profit experts, but by eliminating the obstacles that this same class has placed in the way of factory workers, small businesses, and farmers.

MAGA isn’t a mere ideological revolution: it’s a Jacksonian uprising against a political plutocracy.

There is a class war, but it’s not between rich and poor, or black and white. It’s between blue and red cultures, between the old ‘dirty’ manufacturing work and the new ‘digital’ economics, with the former seeking to restore the power of work, and the latter trying to turn it into meaningless make-work.

On one side lies Trump’s struggle to restore the value of work by fighting tariff wars and reining in regulations, and on the other are the socialist solutions of free everything and government jobs and cash. Both promise social mobility, but only MAGA offers the real thing by empowering Americans to succeed, instead of disempowering them to plead for regulated crumbs from a socialist oligarchy.

Never Trumpers don’t just hate Trump, they hate his insurgent economics and its threat to their status. That’s why they’re willing to support Bernie Sanders and the Democrat Party’s campaign to exploit the pandemic to freeze the economy in place and retard the aspirations of small businesses across the land.

The radicals are using the economic freeze to “fundamentally transform the United States of America” by reversing President Trump’s power shift from the blue state plutocracy to the red state workers. They are doubling down on the power of government and eliminating the independent agency of individuals.

Within a few short months, a formerly free nation has become a socially isolated socialist gulag.

The Bulwark and Never Trumpers have been among the loudest voices cheering this development and, like Patterson, forecasting how it can be used to break the back of free enterprise and impose socialism. Contrary to their protestations, they wouldn’t have had to close their eyes and grit their teeth to vote for Bernie Sanders. Totalitarians, whatever their ideological differences, end up in the same place.

Never Trumpers cast their struggle as a post-ideological stand for principles. But there is one principle truly at stake here. Freedom. The Never Trumpers and their new socialist allies love it in principle, much as they claim to love the ‘unequal’, while hating them in reality. Trump doesn’t love freedom as a principle.

He loves the reality.

As Democrats exploit the pandemic to deprive a nation of its freedom, Never Trumpers once again stand with the socialist technocracy and its political thuggery against the aspirations of millions of Americans.

16.

Yeni darbeyi kim yapacak?

  • 18.05.2020

Kemalist ve ulusalcı bilinen arkadaşlar, “Yeni darbeyi ulusalcılar yapacak” iddiasına çok bozuluyor.

Özetle, “Artık akıllandık, darbelerin çözüm olmadığını öğrendik, bizden geçti” filan diyorlar. (Aslında demiyorlar. Diyebileceklerini varsayıyoruz.)

İsteseler de darbe yapamazlarmış.

Çünkü Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarıyla hem güç, hem de mevzi kaybetmişler.

Demek ki mevzi kaybetmeseydiler, verdikleri garantinin bir karşılığı olmayacaktı.

Böyle mi anlamalıyız?

Peki, gerekli güce ulaştıktan ve “mevzi tahkimatı” yaptıktan sonra darbeye kalkışırlar mı?

Bunun cevabını ben vermeyeyim…

Herhangi bir haber kanalını açın, FETÖ konulu açık oturumlardan birini izleyin, özellikle de konuklardan “Kemalist” bilinenine kulak kesilin… Herhangi bir Kemalist olabilir, fark etmez… Bir Ergenekon ve Balyoz mağduru olarak FETÖ’den çok çektiğini, hain 15 Temmuz girişimini kınadığını, Fetullah Gülen’in bir “CIA ajanı” olduğunu söyleyecektir.

Peşinden, FETÖ’cülerden ve CHP’lilerden duymaya alışık olduğumuz itiraz cümlelerini sıralayıp saldırıya geçecektir.

Bazen, haber kanallarında ismi “Ahmet” olan emekli bir paşaya rast geliyorum. Tartışma programlarının “kadrolu Kemalist’i…”

Öyle ateşli, öyle celadetli, öyle öfkeli bir arkadaş ki…

Konuşurken ağzından köpükler saçıyor.

Makul başlıyor, makul şeyler söylüyor, Fetullah Gülen’in hainliğinden girip CIA taşeronluğundan çıkıyor ama söz Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gelince birden halet değiştiriyor, Kemalist cenahın tükettiği ne kadar anakronik malzeme varsa (“din devletine gidiyoruz”, “eyvah irtica geliyor”, “her yanı başörtülü kapladı”), hepsini boca ediyor…

Öyle ateşli ki, gerekli güce ulaşsa ve “mevzi tahkimatı” yapsa, hemen darbeye stüdyoda kalkışacakmış gibi…

Anlıyorsunuz ki, ne kadar “akıllandık” deseler de, her zaman aç bir tarafları var ve darbeye aşerdiklerini gizleyemiyorlar.

En acıklısı da şu:

FETÖ darbesini yargılarken acayip “millî” (daha doğrusu ulusalcı) görüntü veriyorlar, millî ve yerli olmamayı neredeyse “en büyük eksiklik” sayıyorlar ama “kendi darbelerine” aynı gözle bakmıyorlar.

İlk ulusalcı darbemiz 27 Mayıs’tı.

Haklarını teslim edelim… Toplu kat-

liam yapmadılar, Meclis’i bombalamadılar, tanklarını halkın üzerine sürmediler ama Başbakan astılar.

Bol bol da bayrak gösterdiler…

Bayraklarla süslü tanklarını bulvarlarda gezdirdiler, embedded gazetecilerine “devrim” çığlıkları attırdılar ama “NATO’ya ve CENTO’ya bağlılıklarını” bildirmeyi de ihmal etmediler.

Dolayısıyla, 27 Mayıs, “millî” kılıfı giydirilmiş bir NATO darbesidir, en az FETÖ’nünkü kadar alçak bir girişimdir. (Bunu darbeci Sami Küçük anılarında anlatıyor. “NATO görevim bitip Türkiye’ye indiğim gün darbe çalışmalarına başladık” diyor.)

12 Mart da bir NATO darbesidir.

Darbeciler, sivil iradeyi bertaraf ettikten sonra CHP’den ödünç aldıkları Nihat Erim’e bir teknokratlar hükümeti kurdurdular. Hükümetin ilk icraatı, Amerika’nın talebi doğrultusunda, haşhaş ekimini yasaklamak ve “U-2 casusluk uçuşlarına” izin vermek oldu.

12 Eylül’le 28 Şubat’ın nerelerde kotarıldığını bilmeyene kız bile vermiyorlar.

İkisi de Amerika-NATO darbesidir.

İlki JUSMATT’ta, ikincisi ABD Dışişleri Bakanlığı’nda kotarılmıştır.

Kemalist bir darbe olursa hiç şüphesiz, bu da bir “Amerika-NATO darbesi” olacaktır.

Peki, bu darbe ne zaman gündeme gelir?

Çok basit:

Kemalistler, (İlhan Selçuk’un ifadesiyle) “Güzel Amerika”yı keşfettiğinde, “Güzel Amerika” da bunların “kullanıma hazır hale geldiğine” inandığında…

Akşam

17.

Yunanistan’a 500 km, Türkiye’ye 2 km; ama Yunan Adası?

  • 18.05.2020 

“Bu nasıl iş?” diye durup tekrar düşünelim; hatta “Bugüne dek niye bunları okullarda, evlerde çocuklarımıza anlatmadık” diye hayıflanalım!

Bahsettiğimiz “adalar” Yunanistan’ın dibindeki, hatta Ege’nin ortasındaki adalar değil! Durum vahim! Bunları anlatan tarihçilerimiz oldu ama onlara hak ettikleri ilgiyi göstermedik sanki!

Detayları yazacak kadar yerim yok; ama sadece 2 örnek vereyim ve LÜTFEN BU YAZIYI ÇOCUKLARINIZA OKUYUN, OKUTUN!

Yunanistan’a ait olan (olduğu düşünülen) Simi Adası İzmir’in doğusunda! Bakınız İzmir’in batısında değil, Türkiye topraklarından daha doğuda! Deniz yoluyla Türkiye’ye birkaç kilometre mesafede ama Yunanistan’a 500 kilometre mesafede!

Yine Yunanistan’a ait olan (olduğu düşünülen) Meis Adası Antalya kıyılarına 2 kilometre, Atina’ya 558 kilometre! Ege’de bile değil üstelik Akdeniz’de, bizim kıyımızda! ADADAKİ
SİLAHLARDAN HABERİMİZ VAR MI?

O kadar tarih ve coğrafya dersi vardı da niye dersin sadece 1 saatinde bile bir öğretmen çıkıp da “Çocuklar bu gördüğünüz ada Meis adasıdır, taş atsan Antalya’ya düşer ve burası Yunanistan’a bağlı” diye ucundan kıyısından dahi anlatmamıştır! Oya ip atla, Ali aya bak, uyu Ahmet uyu, sakın ha uyanma Ayşe sakın ha! Biriniz de çıkıp, “Oya haritaya bak haritaya, Ali dünyanın şu noktasını gör” demediniz, demedik! Müfredat! Kim belirliyor bunu? Benjamin mi Elizabeth mi?

Tamam yaz akşamlarında mis gibi çayımızı yudumlayalım, yorgun gecelerde ılık ılık uyuyalım; ama hayatımızın bir yerinde “derdimiz” olmasın mı?

Yunan’ı denize döktük falan da niye “esas mevzuyu” görmedik? Ezanlar ki şahadetleri dinin temeli dedik, Kızıl Elma dedik, demir dağları delip geldik de “burnumuzun dibindeki” adaları niye görmedik, görmüyoruz?

Yunan’ı denize döktük ama giderken alfabelerini, şapkalarını, danslarını, balolarını, yaşam tarzlarını bizim sahillere düşürmüşler; ne tesadüf(!) ki hepsini de aldık! Bu “denize dökme” avuntusunu bırakıp, gerçeği görelim! Gerçek tam önümüzde, kıyılarımızdan 2 kilometre uzakta, başka bir ülkenin “silah deposu” olarak duruyor!

TEKRAR SÖYLÜYORUM, LÜTFEN BU YAZIYI ÇOCUKLARINIZA OKUTUN! Henüz okumaları yoksa siz sesli bir şekilde okuyun! Benim adımı falan zikretmeyin; ama mevzuyu “anlayacağı şekilde” anlatın! Sonra Ali yine gitsin uyusun, Oya yine gitsin ip atlasın; ama aklının bir yerinde de “Niye yahu?” sorusu belirsin!

 Bazıları; “Adalar 1912’de verildi” diyor. Sonra; “Onlar verdi de biz almadık” diyor! Ne güzel!

Abdülhamid Han’ın vefatı 10 Şubat 1918 fakat kendisi 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. Birileri ısrarla 1909 ile 1918 arasındaki ve sonrası tüm olayları ve ihanetleri Osmanlı’yı yönetenlere “yıkmaya” çalıştı! Millete kan kusturanlar yıllarca Abdülhamid Han’a “kanlı sultan, kızıl diktatör” dedi! Alçakların oyunu şimdilerde bozuldu; ama devlet ile millet arasına girenler yapacaklarını da yaptılar! Şimdi “diri durma” vakti! Biz Batı’dan daha güçlü Batılılar, Doğu’dan daha güçlü Doğulularız!

“12 Adaları zamanında vermişiz” diye zihinlerimize kazıyıp durmuşlar, yani “Vazgeçin o işlerden” diyorlar! Kim vermiş? Sen mi verdin Ahmet Amca, sen mi Hatice Teyze? Ben de vermedim! İsmet İnönü’nün yahut başkasının imzaladığı antlaşmalara bugün dahi mahkûm muyuz? Vermişler de almamışız! Ne verdiniz, 2 kilo domates ile 3 kilo biber mi?

Madem öyle istiyoruz, verin! “Hacı kardeş bu iş öyle basit mi?” diyenleri duyuyorum. İşte öyle basit değil ama “Vermişler almamışız” diyenlere inanıyorsun da “Versinler alalım” diyene mi inanmıyorsun?

“YUNAN ADALARINA TATİLE GİDİYORUM” diyenler neyin reklamını yapıyor? Gittiğin Yunan Adaları Yunanistan’a 500 kilometre, ama Türkiye’ye birkaç kilometre mesafede! Bir de “Gittim” diye övünüyorsun! Ülkenden 2 kilometre açılıp, “Yunan Adasına geldim” demeye hiç mi utanmıyorsun?

Ben tarihçi değil gazeteceyim ve ülkemin bir ferdiyim. Bu işi tarihçiler ve sivil toplum kuruluşu yöneticileri çözecek, biz de milletçe destek vereceğiz!

HÜLASA; Türk Dünyası Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği ile beraber 100 STK hukuken Türkiye’ye ait olduğunu düşündükleri 12 Ada, Girit, Libya, Musul-Kerkük, Kırım, Batı Trakya ile ilgili uluslararası boyutta davalar açmaya hazırlanıyorlar. Bu bir “devlet işi” olmamakla birlikte STK’ların doğal talebidir. Bu davaların bir neticesi bu toprakların tekrar Türkiye’ye katılması olabilir.

Yunanistan’ın dibindeki adalarda hak iddia edilsin demiyoruz. Ama çocuklarımız artık bazı antlaşmaları “zafer” diye bellemesinler!

Bugün bir Recep Tayyip Erdoğan çıktı ve “Lozan güncellensin” dedi. Geleceğin Recep Tayyip Erdoğan’ları da Allah’ın izniyle dünyaya format atar!

Yeniakit

18. 

PKK’ya peş peşe operasyonlar! Acı haber geldi…

İçişleri Bakanlığı, Kars’ta düzenlenen operasyonda PKK’lılarla sıcak temas sağlandığını bildirdi. Teröristlerle çıkan çatışmada 1 asker şehit oldu, 2 asker de yaralandı. Operasyonda 3 teröristin de etkisiz hale getirildiği bildirildi. Öte yandan Fırat Kalkanı bölgesine sızma girişiminde bulunan 2 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi. Irak’ın kuzeyindeki operasyonda da 3 terörist etkisiz hale getirildi.

18.05.2020 

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, yurtta terör açısından kritik bölgeler arasında gösterilen ilçedeki Çemçe bölgesine, jandarma komando birliklerce operasyon düzenlendi.

Operasyon sırasında teröristlerle sıcak temas sağlandı. Çıkan çatışmada 3 askeri personel yaralandı.

Çatışmada, ilk belirlemelere göre 3 terörist etkisiz hale getirildi.

JANDARMA YÜZBAŞI ŞEHİT DÜŞTÜ

Silah arkadaşlarınca helikopterle Kafkas Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezine kaldırılan yaralı askerlerden Jandarma Yüzbaşı Ferhat Çiftçi kurtarılamayarak şehit oldu. Diğer yaralı askerlerin tedavisi sürüyor.

Kars Valisi Türker Öksüz de hastaneye gelerek yaralıların sağlık durumu hakkında bilgi aldı.

Ayrıca bölgede teröristlere yönelik operasyonun hava destekli devam ettiği öğrenildi.

Bakanlık’tan yapılan açıklama şu şekilde; 

Kars-Kağızman ilçesi Çemçe bölgesinde 29-30 Nisan 2020 tarihlerinde Jandarma Komandolar tarafından hava destekli operasyonda 7 terörist etkisiz hale getirilmiş, etkisiz hale getirilen  teröristlerle birlikte Çemçe grubu tamamen yok edilmiştir.

Bölücü terör örgütünce Çemçe bölgesini takviye etmek maksadıyla, 3 teröristin bölgeye geldiği istihbaratı üzerine; bugün bölgede başlatılan operasyonda Kars Kağızman Jandarma Komando Taburundan gönüllü  timler oluşturulmuştur.

Kars Kağızman Jandarma Komando Taburundan 2’nci Jandarma Komando Bölük Jandarma Yüzbaşı Ferhat ÇİFTÇİ de bölüğünden gönüllü 1 tim ile bu operasyona iştirak etmiştir.

Kahraman Yüzbaşımız  ve personeli çatışma bölgesinde sık ağaçlık ve ağır coğrafi koşulların bulunduğu bölgede teröristlerin inlerine girmek suretiyle teröristleri, saklandıkları yerde tespit etmiştir. Çıkan çatışmada 3 terörist,  silahlarıyla birlikte etkisiz hale getirilmiştir.

Çatışmada Jandarma Yüzbaşı Ferhat ÇİFTÇİ ile 2 jandarma personelimiz yaralanmış olup  bölgeden helikopterle hemen hastaneye sevk edilmişlerdir. Kahraman personelimiz ÇİFTÇİ, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.

Kahraman şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve silah arkadaşlarına başsağlığı; yaralı arkadaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

FIRAT KALKANI BÖLGESİNDE SIZMA GİRİŞİMİ

MSB’den yapılan son dakika açıklamasında ise, “Fırat Kalkanı bölgesine sızma girişiminde bulunan 2 PKK/YPG’li terörist, huzur ve güvenliğin teminatı Komandolarımız tarafından etkisiz hale getirildi” denildi.

KUZEY IRAK’TA HAVA OPERASYONU

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan son dakika açıklamasında, “Terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonlarımız kararlılıkla sürüyor. Irak kuzeyindeki Hakurk bölgesinde, keşif ve gözetleme vasıtalarıyla tespit edilen 3 PKK’lı terörist düzenlenen hava harekâtıyla etkisiz hale getirildi” denildi.

PKK'ya peş peşe operasyonlar! Acı haber geldi...
19. 

20. 

Koronavirüs neden kontrol altına alınamıyor, bilim insanları ilk kez açıkladı

Dünyada 189 ülkede görülen ve 300 binden fazla kişinin ölümüne neden olan koronavirüsün neden kontrol altına alınamadığı ile ilgili yeni veriler ortaya çıktı. Almanya’da ilk corona virüs vakasının tespit edilmesinden dört ay sonra yapılan bir araştırmada enfeksiyon zinciri analiz edildi. Sonuçlar salgını kontrol altına almanın neden bu kadar zor olduğunu ortaya koydu.

Koronavirüs neden kontrol altına alınamıyor, bilim insanları ilk kez açıkladı
18.05.2020

İngiltere’de yayınlanan saygın tıp dergisi The Lancet’in son sayısında yayınlanan bir araştırma Covid -19’un semptomlar görülmeden ya da semptomlar görülür görülmez çok bulaşıcı olabildiğini gösterdi.

Bilim adamları bu durumun sağlık tedbirleri için büyük bir zorluk oluşturduğunu belirtiyor. Zira ortalama 4 gün olan kuluçka döneminin çok kısa olduğu belirtiliyor. Araştırmanın yazarları “Covid-19‘u küresel olarak kontrol altına almayı başarmanın çok zor olabileceğine” dikkat çekiyor.

WEBASTO VAKALARININ DETAYLI İNCELEMESİ

Bavyera Sağlık ve Gıda Güvenliği Dairesi’nden Merle Böhme, Robert Koch Enstitüsü’nden Udo Buchholz ve Berlin Charité Hastanesi’nden Victor Corman Münih kenti civarındaki Webasto otomotiv yedek parça şirketinde Almanya’da ilk tespit edilen corona virüs vakalarını inceledi. Almanya’da sıfır numaralı hasta Webasto‘yu ziyaret eden bir Çinliydi.

Araştırmaya göre virüs bulaşan kişiden hastalığı kapan 16 vakadan en az biri semptomları göstermeden virüsü bulaştırdı. Bunun beş vakada daha söz konusu olduğu belirtildi.

En az dört vakada ise virüs bulaşan kişinin semptomların başladığı gün hastalığı diğer insanlara bulaştırdığı tespit edildi. Bu zaman diliminde beş vakanın daha olduğu belirtildi.

Kuluçka döneminin çok kısa olduğu ve testlerde negatif sonuç çıkabildiği belirtilen araştırmada, salgını küresel anlamda uzun dönemli olarak kontrol altına almayı başarmanın zor olduğu belirtildi.

Köln Üniversitesi Hastanesi‘nden araştırmacılar The Lancet’de bu araştırmanın sonuçlarını destekleyen bir değerlendirme yazdılar. Değerlendirmede “Bu semptomlar görülmeden yayılanların toplam vakaların yarısına kadarını oluşturduğu tahmini ile örtüşüyor. Bu salgını kontrol altına alma konusundaki en büyük engel” denildi.

“TEMAS TAKİP UYGULAMASI ACİLEN GEREKİYOR”

Büyük bir yayılma durumunda geleneksel temas takibinin yeterli olmayacağını belirten Kölnlü uzmanlar bu nedenle “salgını etkili bir şekilde kontrol etkmek için” temas takibi uygulamaları gibi yeni teknolojilerin acilen gerekli olduğuna dikkat çekiyor.

Londra’daki Hijyen ve Tropik Tıp Okulu‘ndan Annelies Wilder-Smith yaptığı bir değerlendirmede “Araştırma temas takibi ve temas edilenlerin karantinaya alınmasıyla iletim zincirinin takibinin önemini ortaya koyuyor” dedi ve temas takibini kullanan bütün ülkelerin yeni vaka sayısını azalttığını belirtti. Wilder-Smith Güney Kore, Tayvan, Hong Kong, Tayland, Vietnam ve Singapur’un temas takibi için gereken kaynak ve teknolojiyi sağlayarak başarılı olan ülkeler olduğunu belirtti.

21. 

ΦΡΙΚΗ ΣΤΗ ΛΕΣΒΟ… Λεηλατούν, σπάνε και ΑΦΟΔΕΥΟΥΝ τις εκκλησίες μας…!!! Αποχωρητήριο λαθρομετεναστών η Η Αγία Αικατερίνη στη Μόρια…

Γράφει πολίτης στο facebook:

«Η Αγία Αικατερίνη στη Μόρια χρησιμοποιείται ως τουαλέτα πλέον. Η μυρωδιά στο εσωτερικό της είναι αφόρητη. Συζητώντας με ανθρώπους της Εκκλησίας μάθαμε ότι ο μητροπολίτης Μυτιλήνης είναι ενήμερος για την κατάσταση στην περιοχή παρόλα αυτά δεν επιθυμεί να ασχοληθεί για τους δικούς του λόγους».

22.

ΔΕΙΤΕ ΤΑ (ΕΛΛΗΝΟΦΩΝΑ ΚΑΙ ΜΗ) ΚΑΘΑΡΜΑΤΑ ΤΟΥ… ΚΩΝΣΤΑΝΤΙΝΟΥ!  «Ελλάδα να πεθάνεις να ζήσουμε εμείς…» φωνάζουν τα ΑΠΛΥΤΑΡΙΑ στο κέντρο της Αθήνας…!!!

Διαμαρτυρία αναρχικών υπέρ των λαθρομεταναστών στην Αθήνα με σύνθημα ¨Ελλάδα να πεθάνεις, να ζήσουμε εμείς¨- 15/5/2020 Μπράβο στους γονείς και στους εκπαιδευτικούς που ανέθρεψαν αυτούς τους νεαρούς… Όπως βλέπετε και οι αποστάσεις τηρήθηκαν και όλα… Α ναι, όταν συγκεντρώθηκαν στην πλατεία Βικτωρίας, έκλεβαν και ρεύμα για την εκδήλωση…

23. 

Παγκόσμια Ημέρα Μουσείων με… Θρύλο!

Παγκόσμια Ημέρα Μουσείων με... Θρύλο! (videos)
Δευτέρα, 18 Μαΐου 2020

Ξεχνιούνται 140.000… αγάλματα; Μα όχι, φυσικά…

Στο πρώτο ματς, το 2010, ο Ματ Ντάρμπισαϊρ «κάρφωσε» τον Παναθηναϊκό στο 67’ και χάρισε τη νίκη (0-1) στον Θρύλο. Κεφαλιά από τον Άγγλο και 70.000… αγάλματα στο ΟΑΚΑ!

Το δεύτερο; Το 2015, ξανά στο ΟΑΚΑ. «Θύμα» αυτή τη φορά, η ΑΕΚ. Με τον Φράνκο Χάρα να σκοράρει στο 89′ (0-1) και να χαρίζει στους Πειραιώτες την πρόκριση στον ημιτελικό του τότε Κυπέλλου!

Θυμηθείτε τις δύο μεγάλες νίκες!

24.

ΧΡΟΝΙΑ ΤΩΡΑ Η ΑΜΕΡΙΚΑΝΙΚΗ ΠΡΕΣΒΕΙΑ ΣΤΗΝ ΑΘΗΝΑ ΥΠΟΣΤΗΡΙΖΕΙ ΠΡΟΚΛΗΤΙΚΟΤΑΤΑ ΤΟΝ ΒΑΖΕΛΟ! ΕΙΔΙΚΑ ΑΠΟ ΤΗΣ ΕΠΟΧΗΣ ΜΠΕΡΝΣ ΚΑΙ ΜΕΤΑ ΣΥΝΕΧΩΣ!

ΜΗΠΩΣ ΠΡΕΠΕΙ ΝΑ ΤΟ ΞΑΝΑΣΚΕΦΤΕΙΤΕ ΡΕ ΣΕΙΣ ΑΜΕΡΙΚΑΝΟΙ ΚΑΙ ΝΑ ΑΓΚΑΛΙΑΣΕΤΕ ΠΙΑ ΤΗΝ ΑΚΡΟΠΟΛΗ ΤΟΥ ΕΛΛΗΝΙΚΟΥ ΑΘΛΗΤΙΣΜΟΥ;

25. ΕΚΕΙ ΣΤΟ “ΕΘΝΟΣ”! ΕΙΝΑΙ ΤΟΣΟ ΠΟΛΛΑ ΤΑ ΛΕΦΤΑ ΤΟΥ ΣΟΡΟΣ, ΠΟΥ ΠΗΡΑΤΕ ΣΥΝΕΝΤΕΥΞΗ ΤΟΥ ΟΣΜΑΝ ΚΑΒΑΛΑ; ΞΕΦΤΙΛΙΣΜΕΝΟΙ ΤΟΥ ΡΩΣΟΥ ΠΡΑΚΤΟΡΑ, ΠΟΥ ΞΕΦΤΙΛΙΣΑΤΕ ΤΗΝ ΙΣΤΟΡΙΚΑ ΠΙΘΑΝΟΤΑΤΑ Νο “1” ΓΝΗΣΙΑ ΕΛΛΗΝΙΚΗ ΚΑΙ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΚΗ Ε/Φ!.. ΟΥΣΤ!.. (ΕΙΔΑ ΟΤΙ ΧΡΗΣΙΜΟΠΟΙΗΣΑΤΕ ΚΑΙ ΤΟ “ΟΥΣΤ”, ΣΕ ΚΑΠΟΙΟ ΠΡΩΤΟΣΕΛΙΔΟ ΤΗΣ “ΑΥΓΗΣ” ή ΤΗΣ Ε/Φ ΤΩΝ… “ΣΥΡΙΖΟ-ΣΥΝΤΑΚΤΩΝ”! ΕΥΧΑΡΙΣΤΟΥΜΕ ΠΟΥ ΜΑΣ ΔΙΑΒΑΖΕΤΕ ΚΑΙ ΣΑΣ… ΔΙΔΑΣΚΟΥΜΕ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΕΣ ΜΕΘΟΔΟΥΣ ΓΡΑΠΤΗΣ ΔΗΜ/ΦΙΑΣ, ΠΑΛΙΟ… ΛΙΜΑ)!..

 

ΧΑΙΡΕΤΕ“!

ΕΛΛΗΝΑΣ

-/-

Αφήστε μια απάντηση

Η ηλ. διεύθυνση σας δεν δημοσιεύεται. Τα υποχρεωτικά πεδία σημειώνονται με *