Ο ίδιος… Χαβάς!..
1.
Eski ABD Başkanı Donald Trump aklandı
6 Ocak’taki Kongre baskını nedeniyle azil istemiyle Senatoda yargılanan eski ABD Başkanı Donald Trump, 43’e 57 oyla aklandı.
Kongre baskınındaki rolü gerekçesiyle Demokratların suçladığı ve ikinci kez azil istemiyle yargılanan ilk başkan olan Trump, Senatoda yapılan yargılamasının 5. gününde suçsuz bulundu.
Senato Genel Kurulundaki kapanış sunumlarının ardından yapılan oylamada 57 senatör Trump aleyhinde oy kullanırken, 43 senatör ise Trump’ın suçsuz olduğu yönünde oy verdi.
Böylece 100 sandalyeli Senatoda suçlu bulunabilmesi için en az 3’te 2 çoğunluğun oyu (67 senatör) gereken Trump, hakkındaki “halkı isyana teşvik” başlıklı azil suçlamasından aklanmış oldu.
ABD TARİHİNDEKİ EN HIZLI AZİL SÜRECİ OLDU
Toplam 5 günde tamamlanan azil yargılaması, ABD tarihindeki en hızlı azil süreci olarak da kayıtlara geçti.
Sabah başlayan ilk oturumda Demokrat savcı vekiller önce tanık çağırmaya karar verdiklerini açıklamış, yapılan oylamada (45-55) bu talep kabul edilmişti.
Daha sonra Demokrat savcı vekillerle Trump’ın avukatları arasında yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılmış, söz konusu tanık ifadesinin delillere eklenmesine ve tanık çağrılmamasına karar verilmişti.
3’TE 2 ÇOĞUNLUĞUN TRUMP ALEYHİNDE OY VERMESI GEREKİYORDU
100 sandalyeli Senatoda Trump’ın suçlu bulunabilmesi için en az 3’te 2 çoğunluğun (67 senatör) Trump aleyhinde oy vermesi gerekiyordu.
AKLANMASINA KESİN GÖZÜYLE BAKILIYORDU
Demokratların ve Cumhuriyetçilerin 50’şer sandalyeye sahip olduğu mevcut Senato aritmetiğinde Trump’ın Cumhuriyetçi senatörlerin oylarıyla aklanmasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu.
İSYANA TEŞVİKLE SUÇLANMIŞTI
1’i polis toplam 5 kişinin hayatını kaybettiği Kongre baskını konusunda Trump’ın “isyana teşvik” ile suçlandığı azil maddesi, 14 Ocak’ta Temsilciler Meclisinde kabul edilmişti.
2.
F-35 şoku sürüyor! ABD’den flaş karar!
ABD Hava Kuvvetleri Komutanlığı, onarım sürelerinin uzun sürmesi nedeniyle yaşanan motor sıkıntısı yüzünden F-35
savaş jetlerinin daha az hava gösterisine katılması kararı aldı. F-35 savaş uçaklarının yüzde 20’sinin 2025’e kadar motorsuz kalabileceği de ifade edildi.
3.
Yunanistan, Selanik limanını Ruslara sattı
Daha önce Pire limanını Çin’e, Dedeağaç ve Kavala limanını ABD’ye veren Atina, şimdi de stratejik Selanik limanını Rusya lideri Putin’e yakınlığıyla bilinen bir oligarka sattı. ABD ordusunun Dedeağaç bölgesine bir askeri üs kurduğu da biliniyor.
Ağır ekonomik bunalım yaşayan Yunanistan, stratejik limanlarını birer birer küresel güçlere satmaya devam ediyor. Daha önce Pire limanını Çin’e satan, Dedeağaç ve Kavala limanını ABD’ye veren Atina, şimdi de stratejik Selanik limanı Rusya lideri Vladimir Putin’e yakınlığıyla bilinen bir oligarka sattı. Yunanistan’ın Selanik şehrindeki limana ait hisselerin yüzde 67’sini alan Belterra Investments şirketi, ticari olarak limanı kontrol altına aldı.
Belterra Investments şirketinin sahibi Putin’e yakınlığıyla tanınan Yunan asıllı oligark İvan Savvidis, Rus istihbarat servislerinin yürüttüğü propaganda ve kampanyalarda aktif rol aldı. Zamanında Rusya milletvekilliği ve AB Parlamento üyeliğini yaptı. Yunanistan’da önemli yatırımları olan Savvidis Yunan PAOK Futbol Kulübü’nün de sahibi. Vladimir Putin’in en yakın çevresinde bulunan Savvidis Rus özel servislerinin desteğinden de karşılıklı olarak yararlanıyor. UzmanlarSelanik limanının Rus oligarkın hakimiyetine geçmesiyle, Rus istihbaratı tarafından etkin şekilde kullanılabileceğini ve ülke üzerindeki Rus nüfuzunun da artacağına dikkat çekiyorlar.
PİRE VE DEDEAĞAÇ
Yunanistan’ın en büyük ve en değerli limanı Pire, 2016 yılında Çin tarafından satın alınmıştı. Çin’in Cosco Group Limited şirketi aracılığıyla 280 milyon dolar karşılığında yüzde 66’sı satın alınan limanın Pekin’in Akdeniz ve Balkanlar stratejisinde önemli bir konumu olduğu belirtiliyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de Kasım 2019’daki Yunanistan ziyareti sırasında, Pire limanında incelemelerde bulunmuştu. Öte yandan ABD de, Yunanistan’ın kuzeyindeki stratejik Dedeağaç ve Kavala limanlarına geçen yıl yatırım kararı aldı. Yunan Ekathimerini gazetesinin haberine göre, ABD’li ONEX ve Black Summit Financial Group, Dedeağaç Limanı’nın yüzde 67’sini ve Kavala’daki Filippos B limanını almak için teklifte bulundu. AABD ordusunun Dedeağaç bölgesine bir askeri üs kurduğu da biliniyor.
4.
Bakan Akar duyurdu! 13 vatandaşımız şehit oldu
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Irak’ın kuzeyi Gara bölgesindeki Pençe Kartal- 2 Harekatı‘nda kontrol altına alınan bir mağarada yapılan aramalarda alıkonulan 13 vatandaşımızın naaşına ulaşıldığını açıkladı. Bakan Akar ayrıca operasyonda toplam 50 teröristin öldürüldüğünü belirtti.
5.
Genelkurmay Başkanı Güler, Gara’daki operasyonun detaylarını açıkladı
Irak’ın kuzeyi Gara’da başlatılan operasyonda 50 terörist öldürüldü. Harekatın detaylarını paylaşan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, operasyonun bugüne kadar yapılan harekatların en büyük bölgesinde gerçekleştiğini kaydetti.
BUGÜNE KADAR EN BÜYÜK BÖLGEDE HAREKAT
Harekât alanına ilişkin de bilgi veren Orgeneral Yaşar Güler, “Harekât alanımız 75 kilometre genişliğinde ve 25 kilometre derinliğinde, bugüne kadar icra ettiğimiz harekâtların hemen hemen en büyük bölgesidir. Bu geniş bölgede önemli tüm hedeflerin vurulması da planlanmıştır” ifadesini kullandı.
Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın direktifleri doğrultusunda harekâta ilişkin bütün unsurlar tarafından gerekli hazırlıkların uzun süredir icra edildiğini belirten Orgeneral Güler şunları söyledi:
“Haftanin’de, Hakurk ve diğer bölgelerde yaptığımız faaliyetlerden sonra terör örgütü çok sıkıştı ve bütün ağırlıklarıyla Gara bölgesine yerleştiler. Kendilerini burada çok emniyette ve rahat içinde olduklarını düşünürken işte bu 75 kilometreye 25 kilometrelik alanda bu faaliyeti icra ettik. Bunların yanında bir de 2015 yılından önceki ortamda kaçırılan personelimiz var. Bu vatandaşlarımızı da çok çeşitli mağaralarda saklayarak kaçırmaya çalıştılar. En sonunda istihbarat kurumlarımızdan aldığımız bilgiler, elde ettiğimiz bizim kendi özel çalışmalarımız, keşif unsurlarının çalışmaları sonucunda bunların Gara bölgesinde olabileceğine dair çok iyi kanıtlar bulduk ve bunların üzerinde de çalışmaya başladık. Bu alandaki araziye model araziler ve tesisler yaparak ilgili birliklerimiz bizzat üzerinde yoğun çalışmalar yaptılar.”
HEDEFLER AYNI ANDA VURULDU
Tüm bu çalışmaların ardından hava harekâtının 10 Şubat saat 02.55’te 41 uçakla bölgede belirlenen tüm hedefleri aynı anda imha edecek şekilde başlatıldığını aktaran Orgeneral Güler, “Bu harekâtımıza ayrıca Havadan İhbar Kontrol uçağımız, tanker uçaklarımız, destek uçaklarımızla SİHA’larımız da iştirak etmiştir. Yine 10 Şubat saat 04.55’ten itibaren kara harekâtımız başladı. Kahraman unsurlarımızı helikopterlerle bu 75’e 25 kilometrelik alandaki planlanmış hedeflere indirdik. Yaşanan ilk temasta 3 kahraman silah arkadaşımızı şehit verdik. 3 personelimiz yaralandı” dedi.
Orgeneral Güler, çatışmaların harekâtın birinci ve ikinci gününde de aynı şekilde devam ettiğini belirterek, “Üçüncü gün bu mağaraya geldik. Dere yatağı ve her iki yanında yüzde 60 meyilli olan ve gerçekten bu bölgede Hava Kuvvetlerinin görerek ateş etmesine kesinlikle mâni bir alanda seçilmiş bir arazi. Mutlak suretle bu yere girmek için ilgili unsurlarımızın bizzat karadan gidip oraya girmesi şarttı. Dolayısıyla böyle bir yeri seçmişler. Öncelikle bu her iki tarafta seçilmiş 3 noktaya helikopterlerimizle indirme, hava hücum harekâtımızı icra ettik” ifadelerini kullandı.
3 GİRİŞ, 9 ODA VE 7 DEMİR KAPILI MAĞARA
Söz konusu mağaranın özelliklerine ilişkin de bilgi veren Orgeneral Güler, şunları söyledi:
“Mağarada 3 giriş, 9 oda ve 7 tane de demir kapı var. Ayrıca mağaranın içerisinde sürekli zikzaklar var. Bazı noktalar da 1.20 metre yüksekliğinde, insanların sadece sürünerek veya çömelmiş vaziyette yürümek zorunda olduğu bir yapı oluşturulmuştur. Belli ki uzun bir süre çalışmadan sonra bu mağara meydana getirilmiş. 3. gün akşamüstü mağaradan kaçmaya çalışan bir terörist, unsurlarımız tarafından yakalanmıştır. 4. gün yani bugün yine aynı noktadan sabah aynı şekilde kaçmaya çalışan başka bir terörist de ele geçirilmiştir. Bu teröristler içerde toplam 8 teröristin olduğunu açıklamıştır.
MODEL ARAZİ DÂHİL YOĞUN BİR EĞİTİM FAALİYETİ İCRA EDİLDİ
Harekâtın sonucunda 48 teröristin ölü, 2 teröristin sağ olmak üzere 50 teröristin etkisiz hâle getirildiğini açıklayan Orgeneral Güler, şunları kaydetti:
“Sonuç olarak Gara bölgesindeki terör yapılanmasını bertaraf etmek için ayrıntılı bir planlama ve hazırlık yapılmıştır. Yapılan bu hazırlığa uygun şekilde de harekât icra edilmiştir. Özel kuvvetlerimiz, model arazi dâhil yoğun bir eğitim faaliyeti icra etmiştir ve yapmış olduğu bu eğitimin de faydasını burada bizzat görmüştür. Hava Kuvvetlerimiz mükemmel şekilde hedeflerin tamamını vurmuştur. Çok ağır zayiat verdirilmiştir ve bundan sonra terör örgütü dün olduğu gibi bundan sonra da burada kendini artık rahat hissedemeyecektir. Bunu da bundan sonra onlara her gün yaşatacağız. Tanker uçaklarımız aynı şekilde çok başarılı görev yapmış. Yaklaşık 4 gündür süren bu operasyonda sürekli olarak uçaklarımıza ikmal yapmışlardır. Özetle TSK, terör örgütünün kendisini çok emniyette hissettiği 75 kilometreye 25 kilometrelik Gara alanını örgüte dar etmiştir.”
Orgeneral Yaşar Güler sözlerini operasyonda görev alan tüm personeli tebrik ederek tamamladı.
2050 Türkiye haritası Rusya’yı karıştırdı! Türkiye’yi tehdit ettiler
ABD’li düşünce kuruluşu Stratfor’un geçtiğimiz günlerde tekrar gündem olan 2008 yılı tarihli “2050’de Türkiye’nin etki alanları” haritası, Rus basını tarafından “tehdit” olarak algılandı. Rus haber ajansı RIA Novosti’ye konuşan üst düzey yetkililer, Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yaptı.
Bu harita geçtiğimiz günlerde yabancı gazeteciler tarafından tekrar paylaşılarak, Türkiye’nin 2021 yılında haritada gösterilen çoğu bölgede etkili bir strateji izlediği belirtilmişti.
Biz de Haber7 olarak, haritayı haberleştirerek yeniden gündeme getirmiştik.
RUS BASINI “TRT” İLE “TGRT”Yİ KARIŞTIRDI
Haberimiz sonrası Stratfor’un haritası Türkiye’deki medya organları tarafından manşetlere çıkartıldı.
Haritada Türkiye’nin etki alanları içinde Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kırım, Türkmenistan ve Kazakistan’ın bulunduğu Hazar havzası da yer alıyor. Rusya‘nın güçlü olduğu bu bölgelerin kırmızı alan içinde gösterilmesi Rus basınını rahatsız etti ve bu duruma dikkat çekilmek istendi.
Ancak RIA Novosti, “TGRT Haber”de yayınlanan haberi, devlet televizyonu “TRT”de verilmiş gibi gösterdi. Rus haber ajansı bu hatasını saatler sonra düzeltildi ama sosyal medyada gündem olmaktan kaçamadı.
“На чужой вершок не надо разевать роток”: в России отреагировали на карту с “турецкими” Крымом и Кубанью https://t.co/RxmSmEyQBl pic.twitter.com/t456YM8v06
— РИА Новости (@rianru) February 12, 2021
RUS VEKİLLER TÜRKİYE’Yİ TEHDİT ETTİ
RIA Novosti’ye konuşan Meclis Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Andrei Krasov, “Ankara’nın Osmanlı topraklarını yeniden tesis etmek ve Rus topraklarını zorla ilhak etmek isteyeceğini düşünmüyorum. Kırım artık çoktan Rusya’ya katıldı, Kuzey Kafkasya‘ya gelince ise başkalarının topraklarına göz dikmemeliler. Türk yetkilileri Rusya tarihini daha yakından incelemeliler. Rusya’nın ruhunu, gücünü ve bizim silahlarımızı kendileri üzerinde test etmek istiyorlarsa denemelerine izin verin” dedi.
Milletvekili Pavel Shperov ise, “Türkiye, Kırım ile ilgili iddialarını asla gizlemiyor ve Türkiye’nin siyasi çevreleri yarımadanın ilhakı konusunu her zaman tartışıyor. Türkiye gerçekten de üç yüzyıl önce sahip olduğu bölgelere geri dönmek, hatta bazı toprakları ele geçirmek istediği açık, ancak ciddi şekilde bir adım atacaklarını değerlendirmiyorum. Her şeye hazırlıklı olmalıyız, Türk siyasetçilerinin açıklamalarını yakından takip ediyoruz, Türk devlet kanalının yayınladığı haritaya Rusya Dışişleri tepki vermeli” ifadelerini kullandı.
Alexander Sherin de Rusya’yı bu tür gelişmeleri daha ciddiye almaya çağırdı ve “Dağlık Karabağ‘daki başarılı operasyonun ardından, Türkiye kesinlikle kendi gücüne inandı. Bu nedenle Ankara resmi olarak nereye gideceğini gösteriyor” diye konuştu.
F-35’lerin yüzen karargahı Queen Elizabeth, Doğu Akdeniz’e inecek
Yunanistan’ın en prestijli gazetelerinden Kathimerini, İngiltere’nin HMS Queen Elizabeth isimli uçak gemisini Doğu Akdeniz’e göndereceğini ve burada Atina ile gerçekleştirilecek ortak tatbikata katılacağını açıkladı. İngiliz donanmasının baş tacı HMS Queen Elizabeth, F-35’lerin ana karargahı konumunda.
İmzalar atıldı: Yunanistan Fransa’dan 18 Rafale aldı! Charles de Gaulle Doğu Akdeniz’e iniyor
ATİNA F-35 TALEBİNİ ABD’YE İLETMİŞTİ
Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı Fransa’yı yanına çekmek için milyarlarca euro harcayarak 18 adet Rafale jeti alan Atina yönetimi, F-35’ler için de adım atmış, Ege ve Akdeniz’de hava üstünlüğünü ele geçirmek için, ABD’ye niyet mektubu iletmişti.
Yunanistan, Türkiye’ye karşı F-35 niyetini resmen açıkladı
İNGİLİZLER DE UÇAK GEMİSİ GÖNDERİYOR
Yunan Kathimerini gazetesinin güvenlik kaynaklarından aldığı bilgiye göre İngiltere; uçak gemisi Queen Elizabeth‘i Yunanistan’ın bağımsızlığının 200. yılı kutlamaları için Haziran ayında Girit Adası’ndaki Suda Üssü’ne gönderecek. Geminin, Doğu Akdeniz’de gerçekleşecek ortak bir tatbikata katılacağı ve Pire Limanı’na da demirleyeceği belirtildi. Kathimerini, Yunanistan’a fırkateyn satmak isteyen İngiltere’nin, yıllar sonra ilk kez uçak gemisi Queen Elizabeth’i Doğu Akdeniz’e gönderdiğine dikkat çekti.
Στη Σούδα το αεροπλανοφόρο «Queen Elizabeth» https://t.co/LqZnY1GbrM
— Η ΚΑΘΗΜΕΡΙΝΗ (@Kathimerini_gr) February 5, 2021
F-35’LERİN YÜZEN KARARGAHI
Dikine iniş ve kalkış yapabilen Harrier savaş uçaklarını yavaş yavaş emekli etmeye başlayan İngiliz donanması, bunların yerine ortağı olduğu F-35 uçaklarının “B” yani donanma versiyonunu envantere sokmaya başladı. İngiliz donanmasının baş tacı HMS Queen Elizabeth, şu anda F-35’lerin ana karargahı konumunda.
YUNANİSTAN’IN SİLAHLANMA PROGRAMI
2020 Eylül’ünde Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis, 11,5 milyar euroluk savunma programıyla, önümüzdeki 5 yıllık dönemde Yunan ordusunun modernizasyonun hedeflendiğini açıklamıştı. Bu program kapsamında, 4 yeni fırkateyn alımı, 4 fırkateynin modernizasyonu, 4 donanma helikopteri, karadan havaya füzeler, İHA alımı, Fransa’dan 18 adet Rafale alımı ve F-16 savaş uçağı filosunun 2027’ye kadar modernizasyonu planlanıyor. Yunan hükümetinin F-35 alımı isteği de var. Atina, 24 adet F-35 savaş uçağı satın almak üzere Kasım ayında ABD’ye niyet mektubu göndererek resmi başvuru yapmıştı. Ayrıca tam zamanlı görev yapacak 15 bin profesyonel askerin beş yıl içinde orduya alınması öngörülüyor.
Bu adamı kim korudu? 2020’de TSK’nın üst kademesindeki FETÖ’cü…
Hürriyet gazetesi yazarı Nedim Şener, 2020’deki Yüksek Askeri Şûra’da Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’na atanan ve FETÖ itirafçısı olan Serdar Atasoy’un atamasında rolü olan kurumlarda görev yapan kişilerin örgütle iltisakı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.
Şener yazısında, “Ama bu soruya ben de bir ekleme yapayım: Kamuoyunun ‘ankesörlü hat’ diye bildiği ‘sabit hat soruşturması’ başlamasaydı ne olurdu, hiç düşündünüz mü? Çünkü Serdar Atasoy’u darbeden dört buçuk yıl sonra FETÖ ile ilişkisini itirafa götüren gelişme ‘sabit hat’ soruşturmasıdır.” ifadesini kullandı.
Nedim Şener‘in çok konuşulan köşe yazısı:
Yeni Şafak gazetesinin dünkü manşetinde son derece önemli bir soru vardı:
BU ADAMI KİM KORUDU?
Bahsettiği kişi, 1988 yılında FETÖ yapılanmasına giren, “Servet” kod adını kullanan ve 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 2017’de 2. Ordu Komutanlığı Harekât Başkanlığı’na, dört yıl sonra da 2020 yılı Yüksek Askeri Şurâ’sında tuğgeneralliğe terfi ettirilerek Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’na atanan Serdar Atasoy’du.
ÇALINTI SORUYLA SUBAY OLMUŞ
Atasoy “itirafçı” olarak verdiği 1 Şubat 2021 tarihli ifadesinde, 1988 yılında, lise birinci sınıftayken FETÖ’ye katıldığını, 1991 yılında Harp Okulu’na çalıntı sorularla girdiğini söyle anlattı:
“Askeri liselere hazırlık döneminde yurtta Yavuz Kod adlı şahsa ait odada ders çalışırdık. Burada Yavuz bize sorulabilecek soruların bulunduğu testleri getirdi. Bu dönemde ayrıca mülakatta sorulabilecek soruları sorardı. Yavuz bu dönemde, bizi cemaatle bağlantısı olmayan bir dershaneye kayıt yaptırdı. 1991 yılında ben, İskender (Girgin), Erdal Kara Harp okulunu kazandık. Mezun olup 1995-1996 yıllarında Tuzla Piyade Okulu’nda eğitim aldım. Bu dönemde Yavuz beni Altunizade’de bulunan FEM dershanesinin üst katına Fetullah Gülen’in yanına götürdü. İlk başta büyük bir salonda namaz kılındı ve akabinde beni küçük bir odaya götürdüler. Daha sonra Fetullah Gülen bana o dönem rütbem olan teğmen yani tek yıldızı taktı ve elini öpüp ayrıldım.”
ÇALINTI SORUYLA KURMAY OLMUŞ
Serdar Atasoy, ifadesinde kurmaylık eğitimi için Harp Akademileri’ne girişte de FETÖ yöneticilerinin kendisine verdiği sorularla hazırlandığını ve kazandığını şu cümlelerle anlattı:
“2003 döneminde kurmaylık sınavına hazırlanıyordum. İsmini hatırlamadığım bir ‘abi’ beni Kavacık’ta bulunan bir eve çağırdı. Burada bize kurmaylık sınav askeri kültür ve genel kültür sorularının büyük kısmını verdiler. Burada olanın kimseye söylenmemesi konusunda yemin ettirdiler. Bu soruları aldıktan sonra sınavı kazandım.”
Sonrasında TSK içindeki kariyer basamaklarını hızla geçip, 2008’de Harp Akademileri’nde Stratejik Araştırma Enstitüsü’nde plan subayı, 2010 yılında Kara Harp Okulu’nda öğretim üyeliği ve Afganistan’da görev yaptı. 2012-2014 arası KKTC Kıbrıs Türk Kuvvetleri’nde tabur komutanı, 2014’te Bangladeş Dakka Askeri Ataşesi oldu. 15 Temmuz darbe girişiminde Bangladeş’te iken adı, darbe bildirisinde imzası bulunan Cemil Turhan’dan ele geçirilen Cumhurbaşkanı yaver adayı listesinde yer aldı. Darbeci general Sinan Sürer tarafından oluşturulan “Ataşeler” isimli WhatsApp grubundan, “Genelkurmay Başkanlığı yönetime el koymuştur, muha-taplarınıza bilgi veriniz” şeklindeki mesaja da “Emredersiniz komuta-nım” yanıtını vermişti. 2016 sonuna doğru Türkiye’ye döndü, önce Erzincan’da 3. Ordu, daha sonra Malatya’daki 2. Ordu Harekât Başkanlığı’na tayin edildi.
2020 yılında YAŞ kararı ile tuğgeneralliğe terfi ederken Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atandı.
SABİT HAT SORUŞTURMASI ORTAYA ÇIKARDI
FETÖ’cü Serdar Atasoy’un kendi ağzından bu bilgiler “Bu adamı kim korudu?” sorusunu çok önemli hale getiriyor. Bu atamalarda rolü olan kurumlarda görev yapan kişilerin örgütle iltisakı olup olmadığının araştırılması gerekmez mi?
TSK içinde FETÖ unsurlarının bulunması, terfi etmeleri ve sonunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’na kadar yükselmelerinin yaratacağı ulusal güvenlik riskini tahmin etmeye hayal gücümüz bile yetmez. Ve maalesef bizim hayal edemediğimizi FETÖ gerçekleştiriyor. FETÖ ile mücadelenin ne kadar önemli olduğunu gösteren bu olay herkese örnek olmalı. “Bu adamı kim koruyor?” sorusunun cevabını mutlaka yetkililer bulmalı.
Ama bu soruya ben de bir ekleme yapayım: Kamuoyunun “ankesörlü hat” diye bildiği “sabit hat soruşturması” başlamasaydı ne olurdu, hiç düşündünüz mü?
Çünkü Serdar Atasoy’u darbeden dört buçuk yıl sonra FETÖ ile ilişkisini itirafa götüren gelişme “sabit hat” soruşturmasıdır.
1999’DAN BERİ SABİT HAT KULLANIYORMUŞ
Nitekim Serdar Atasoy’un ifadesinde, kendisine 21 Ocak 2020 tarihli karar ile yapılan HTS incelemesinde 2005-2008 yıllarında FETÖ’nün sivil imamlarıyla ankesörlü hatlar üzerinden görüştüğü soruldu. Dahası 2003-2005 döneminde yine ankesörlü hat üzerinden görüştüğü sivil imamların da adını verdi. İşin ilginç yanı, Serdar Atasoy, Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra Trabzonlu Ali İhsan isimli doktor ardından onun tanıştırdığı Emre isimli şahıs üzerinden örgüt ile ilişkisine devam ederken, 1999 yılından itibaren örgütteki mahrem imamlarla irtibatı da ankesörlü hat üzerinden gerçekleştirdiğini itiraf etti.
SABİT HATTA 7 BİN 497 FETÖ’CÜ İTİRAFÇI OLDU
15 Temmuz darbe girişimine 8 bin 800 kişi katılmış, bunların 5 bin 600’ü subay ve astsubayların da aralarında bulunduğu rütbeli FETÖ mensuplarından oluşmuştu. Bunlarla ilgili tutuklama, ihraç işlemleri hemen yapıldı.
Şimdi size çarpıcı bir rakam vereyim: 15 Temmuz’a 5 bin 600 subay astsubay katılmışken, 2017 Kasım ayında başlayan “sabit hat” operasyonlarında bugüne kadar TSK’ya sızmış 22 bine yakın isim tespit edildi. Yani darbeye katılanların dört katı. Mahrem imamlarla irtibat kurduğu tespit edilen 21 bin 901 kişiden 20 bin 97’si gözaltına alındı ve 7 bin 777’si tutuklandı. Bunların 7 bin 497’si yani yüzde 37’si örgütsel ilişkisini itiraf etti ve serbest kaldı. FETÖMETRE uygulamasına son verilmesiyle doğan boşluğu sabit hat soruşturmaları ile gidermek için canla başla çalışılıyor. Ama tek bir FETÖ’cü kalmayıncaya kadar her yöntem etkili bir şekilde uygulanmalı, eğer bir gün bir felaketle karşılaşmak istemiyorsak…
Türkiye’nin Ayasofya Camiileri farklı şehirlerde 9 tane
Tarihi ile herkesi büyüleyen yapılardan adı Ayasofya olan tam 9 eser Türkiye’de. İstanbul’da bulunan tarihi yapının yanı sıra farklı şehirlerde de ibadete açık Ayasofya Camii’leri var. Uzun seneler kilise görevi üstlenmiş tarihi yapılar İslam’ın ışığı ile aydınlanmaya başlamış. Hepsinin de farklı zamanlarda camiye çevrildiğini görüyoruz. Peki Türkiye’deki Ayasofya Camiileri nerelerde gelin beraber keşfedelim.
Türkiye’de Ayasofya yapıları farklı şehirlerde toplamda dokuz tane bulunuyor. Çok eski zamanlara uzanan tarihi ile bu yapılar müze, kilise ve cami olarak günümüzde işlev görüyordu. İstanbul’da bulunan Ayasofya Müzesi’nin yeniden camiye dönüştürülme kararının alındığı bu günlerde diğer Ayasofya yapılarının da durumu merak edilir oldu. İznik, Edirne, Trabzon gibi şehirlerimizde bulunan adı Ayasofya olan tarihi yapıları sizler için bu haberde bir araya getirdik. Hepsi görmeye değer detaylar içeriyor ve harika bir tarihe sahip. Farklı medeniyetlerin izlerini taşıdıkları gibi aynı zamanda da İslam’ın izlerini de görüyoruz bu yapılarda. İslam ışığı ile aydınlanan bu tarihi yapılar mutlaka ziyaret edilmeli.
TÜRKİYE’DEKİ AYASOFYA YAPILARI
Türkiye’de 9 adet Ayasofya yapısı bulunuyor. Bunların ikisi İstanbul’da yer alırken, İznik, Edirne, Kırklareli,Trabzon, Gümüşhane, Zonguldak ve Bitlis’te bir tane Ayasofya bulunuyor. İstanbul’da yer alan Küçük Ayasofya Camii ibadete açık olarak kullanılıyordu. Büyük Ayasofya ise yeni alınan bir karar ile yeniden müzeden camiye çevrildi.
İSTANBUL BÜYÜK AYASOFYA CAMİİ
Tam Sultan Ahmet Camii’nin karşısında bulunan tarihi yapı 1934 yılında alınan bir karar ile camiden müzeye çevrilmişti. İçerisinde Osmanlı’nın sanat izlerini taşıyan tarihi yapı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle beraber kiliseden camiye çevrilmişti. İslam ışığı ile bir dönem aydınlanan güzide eser 1934’te alınan bir karar ile müze olarak kullanılmaya başlandı. 10.07.2020’de ise Danıştay oybirliği ile bu kararı iptal etti. Yani İstanbul Ayasofya Müzesi olarak değil yeni bir karar ile Ayasofya Camii olarak anılacak. İçerisinde ibadet edilebilecek ve her zaman olduğu gibi ezan sesleri yükselmeye devam edecek.
Ayasofya Camii hakkında her şey: 1500 yılla yakın tarihi geçmişe sahip
İSTANBUL KÜÇÜK AYASOFYA CAMİİ
Eski adı Sergius and Bacchus Kilisesi olan ve 527- 536 yılları arasında inşa edilen bir tarihi yapı. İmparator Jüstinyen ve karısı tarafından inşa edilmiş. Neredeyse 1500 yıldır ayakta kalan tarihi yapı birçok kez elden geçirilmiş. 1497 yılında ise 2. Beyazıt bu tarihi yapıyı camiye çevirmiş. Günümüzde İstanbul’da ‘Küçük Ayasofya’ semtinde bulunuyor. Bulunduğu semtine de adını vermiş bu güzide eser.
Temelinde blok taşlar kullanılmış. 8 köşeli ana kubbesi bulunuyor aynı zamanda. İstanbul’daki en eski Bizans yapısı Küçük Ayasofya Camii’dir.
EDİRNE AYASOFYA CAMİİ
Edirne’nin Enez ilçesinde bulunan tarihi yapı Fatih Camii olarak da biliniyor. Türk- Yunan sınırı yakınında bulunuyor. Tarihi yapı kale içinde yer alıyor. Fatih Sultan Mehmet’in donanma kumandanı Has Yunus Bey tarafından fethedilen bu yerde kilise ‘Fatih Vakfı’ olarak camiye çevrilmiş. 13. yüzyıl başlarında harap durumda olan cami daha sonra büyük bir restorasyona tabii tutulmuş. Günümüzde de harap durumda bulunan caminin maalesef duvarları da yarılmış. Balkan Harbi sırasında ise minaresinin de yıkıldığı söyleniyor.
İZNİK AYASOFYA CAMİİ
Çok eski zamanlara uzanan tarihi ile bir Ayasofya Camii de İznik’te bulunuyor. Günümüzde burada namaz kılmak mümkünken aynı zamanda içeriyi gezebilirsiniz. İçeride müze olarak kullanılan bölümleri de bulunuyor. Tarihi değeri bulunan süslemeler ve detaylar büyük bir ilgi görüyor. Dış mimarisi de harika olan İznik Ayasofya Camii hakkında detaylı bilgiyi İznik Ayasofya Camii derin tarihi izler taşıyor haberimizden uyabilirsiniz.
KIRKLARELİ AYASOFYA CAMİİ
Kırklareli’nde bulunan ‘Ayasofya Camii’ aynı zamanda Gazi Süleyman Paşa Camii olarak da biliniyor. Vize ilçesinde bulunan cami günümüzde ibadete açık ve kullanılıyor. Kale Mahallesi’nde bulunan cami harika bir mimariye sahip ve görmeye keşfetmeye değer detaylarla dolu. Çok güzel fotoğraflanacak tarihi yapı tarihi eserinin değerini taşıyor. 6. yüzyılda Jüstinyen Dönemi’nde yapılmış. Kilise olarak inşa edilen tarihi eser 15’inci yüzyılın ikinci yarısında cami olarak yeniden düzenlenmiş.
Kareye yakın dikdörtgen planda bulunan tarihi yapının üç apsisi bulunuyor.
TRABZON AYASOFYA CAMİİ
Önceden kilise olarak işlev gören tarihi yapı 28 Haziran 2013 tarihinde cami olarak yeniden açıldı. 52 yıl sonra yeniden cami olarak hizmet vermeye başladı. Önceden Trabzon Ayasofya Müzesi olarak anılıyordu. Trabzon Rum İmparatorluğu krallarından 1. Manuel Komnenos zamanında 1263 yılında inşa edilen tarihi yapı kilise olarak kullanılıyordu. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi ile beraber kiliseden camiye çevrilmiş. Vakıf eseri olarak faaliyet göstermiş. Trabzon’da gezginlerin ilk duraklarından biri olmayı başarmış. Tarihi mimarisi ile herkesin dikkatini çekmiş. 1. Dünya Savaşı zamanında depo, hastane olarak da kullanılmış.
Sümela Manastırı hakkında bilgi almak için tıklayın
GÜMÜŞHANE AYASOFYA CAMİİ
10. yüzyılda inşa edildiği düşünülen tarihi yapı Kabaköy’de bulunuyor. Doğu Roma Dönemi’nde buranın önemli bir yerleşim yeri olduğu biliniyor. 1869’da camiye çevrilen tarihi yapının bir kısmı depo olarak kullanılıyor.
ZONGULDAK AYASOFYA CAMİİ
5. yüzyılda inşa edilen tarihi yapı Ereğli’nin fethinden sonra Orhan Gazi tarafından camiye çevrildiği tahmin ediliyor. Günümüzde ise Orta Camii adı ile bilinen tarihi yapı görmeye değer bir tarih sunuyor.
BİTLİS AYASOFYA CAMİİ
Tatvan’da Çekmece Köyü’nde bulunan tarihi yapı yakın zamanda kiliseden camiye çevrilmiş. Günümüzde orijinal özelliklerini koruyan dini yapının sütunlarında Ermenice yazılar da bulunuyor.
10.
Türkiye’nin diplomasi arenasındaki yoğun trafiği
Yeni yılın gelişi, Türkiye’deki diplomasi trafiğinin artmasına neden oldu. Kısa bir zaman dilimi içerisinde, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devletin kademelerinde pek çok uluslararası misafir ağırlanırken, ülkelerarası ilişkilerin geliştirilmesi hedefiyle görüşmeler bu dönemde artış gösterdi.
Pandemiye rağmen uluslararası ilişkilerdeki ikili diyaloglarını daha da sıkılaştıran Türkiye, bu dönem içerisinde pek çok ülke temsilcisini ağırladı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü liderliğini diplomasiyle destekleyen Türkiye, küresel dengelerde oynayacağı etkin rolü, sahip olduğu yumuşak gücünü her alanda hissettiriyor.
AFRİKA’DA TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞI ARTTI
Türkiye’nin son dönemde etkinliğinin arttığı bölgelerden biri olan Afrika’da bu yıl yine Türkiye’nin yılı olacak. Özellikle sömürgeci zihniyetten uzak, kazan-kazan ilkesine dayalı anlaşmalarla ülkelere yaklaşan Ankara, bu yıl da Afrika’nın pek çok ülkesini ağırlıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ocak ayında Afrika’dan iki kritik ülkenin liderini İstanbul’da ağırlaması diplomatik atağın göstergesi oldu. Erdoğan, mevkidaşları Gine Bissau Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo ve Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ile İstanbul’da Vahdettin Köşkünde bir araya geldi. Türkiye’nin Afrika ataklarının 6-7 Şubat’ta Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleşecek 34. Afrika Birliği zirvesinden önce gelmesi, Türkiye’nin son yıllarda siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkilerini güçlendirdiği bu bölgeye verdiği önemin göstergesi oldu.
İNGİLTERE İLE YAKIN İLİŞKİLER
Türkiye açısından en önemli temaslardan biri de İngiltere ile yapılan ikili diyalog oldu. Özellikle Brexit sonrasında Avrupa’da arayışa giren İngiltere’yle, sürecin en başından bu yana yakın bir ilişki ortamının oluşturulması, Türkiye’nin Brexit süreci sonrasında da kazanan ülkeler arasında olmasına zemin sağlıyor.
Türkiye ile İngiltere arasında Ocak ayında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmasının ardından iki ülke, dış politika, güvenlik ve savunma sanayi alanlarında da karşılıklı pozitif mesajlar veriyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun önceki gün, İngiliz mevkidaşı Dominic Raab ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi de özellikle Akdeniz ve Kıbrıs meselesinde diplomasi trafiğinin hızlandığı bir dönemde oldukça değerli bir hamle oldu.
Bunun yanı sıra Kıbrıs’ta garantör olan iki ülkenin dışişleri bakanlarının telefon görüşmesinin de bu çerçevede pozitif geçtiği belirtildi.
ALMANYA TEMASLARI
Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkesi Almanya’yla da karşılıklı ziyaretlerin ve görüşmelerin temposunda artış görülmekte. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Ocak ayında gerçekleşen sürpriz Ankara ziyaretinden kısa süre sonra Savunma Bakanı Hulusi Akar Berlin’e bu hafta başında sürpriz bir çıkarma yaptı. Bakan Akar, Alman mevkidaşına başta İnsansız Hava Araçları (İHA) teknolojisi olmak üzere birçok alanda işbirliği yapılabileceğini belirtti. Akar’ın “Önümüzdeki günlerde bu görüşmeye bağlı olarak özellikle savunma ve güvenlik konularında bazı somut adımların atılacağını değerlendiriyorum” sözleri de görüşmenin pozitif geçtiğini belirten bir işaret oldu. Bu ziyaret trafiği arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da iktidarın büyük ortağı CDU’nun yeni Genel Başkanı Armin Laschet ile kapsamlı bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
KÖRFEZ’İN GÖZÜ TÜRKİYE’DE
Türkiye iyi olan ilişkilerini kuvvetlendirmek için attığı adımlar ile diplomatik zeminde adından çokça bahsettirirken, yapıcı ilişkiler inşa etmeye çalışarak düşman değil; dost elde etmeye çalıştığının mesajlarını açık açık yansıttı. Bu durum Körfez’de yaşanan gerilimin soğumasına ve hatta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin gibi ülkelerin Türkiye ile yakınlaşmaya çalışmalarına yol açtı.
Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek için görüşmeler gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Özellikle Katar ile ilişkilerin normalleştirilmesinden ticaret ve güvenlik alanlarında Türkiye ile daha iyi ilişkiler için gizli ve açık görüşmeler gerçekleştirdiği öne sürülüyor. Amerika merkezli Bloomberg’de yer alan habere göre iki Körfez ülkesini bölgede ticaret ve güvenliğe fayda sağlayabilecek adımlar atarak Türkiye ile ilişkileri geliştirmek istiyor.
BÖLGESEL GÖRÜŞMELER
Türkiye, bölgesel güçlerle de ilişkilerini sürdürüyor. Bu çerçevede Türkiye, Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Avustralya’dan oluşan 18’inci Kıtalararası Ekonomik İşbirliği (MIKTA) Dışişleri Bakanları zirvesinde, MIKTA’nın çok taraflı diplomasinin de önemli platformlarından biri olduğuna Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu dikkat çekti. Öte yandan, Çavuşoğlu’nun İrlanda ve Norveç gibi ülkelerle yaptığı görüşmeler de, son bir haftadaki diplomasi temposunun gözden kaçırılmaması gereken gelişmeleri oldu.
11.
Paranın trafiği dikkat çekti! İstihbarat servisleri gözünü kripto paralara dikti!
Son dönemde daha çok duymaya ve izlerini görmeye başladığımız kripto paralar istihbarat örgütlerinin de vazgeçilmezleri arasına katılmaya hazırlanıyor. Uzmanlar Türkiye kripto para trafiğine de dikkat çekiyor.
Kripto paralar son günlerde sıkça duyulmaya başlandı. Ülkelerin resmi olarak kripto paralarla ilgili raporlarına ulaşmak henüz mümkün olmazken, yine de küresel olayların ardından yapılan araştırmalar sürecin nereye varabileceğine dair bazı ipuçları veriyor.
Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı, istihbarat örgütlerinin kripto paraları neden kullandığından, Türkiye’nin hem ekonomik hem de güvenlik birimlerinin nasıl bir yol izlemesi gerektiğine kadar geniş bir kapsamda açıklama yaptı.
SAHİBİ BELLİ OLMAYAN BİR SİSTEM
TRT Haber’den SErtaş Aksan haberine göre, Doç. Dr. Darıcılı, süreci daha iyi anlayabilmek için öncelikle ‘Kripto para nedir?’ sorusuna kısaca değinmek gerektiğine işaret etti ve “Blockchain denilen ve kabaca ‘kripto para cüzdanı’ olarak tanımlayabileceğimiz bir sistem var. Bu sistem üzerinden sanal paralar oluşturuluyor. Üreticisi de sahibi de belli olmayan bu paralar kripto para olarak kabul ediliyor” dedi.
Dijital verinin kopyalanmasına değil dağıtılmasına izin veren blok zinciri olarak kabul edilen blockchain veri kayıtlarını dağınık olarak milyonlarca farklı ağ üzerinde tutuyor ve böylece bilgilerin hacklenmesi gibi bir ihtimal de ortadan kalkıyor.
“Önümüzdeki 50 yıl içinde her işlemi bu ağ sistemi üzerinden yapmak mümkün olacak” diyen Darıcılı’ya göre tüm kamu hizmetleri, nikah işlemleri ve hatta seçimlerde oy kullanma dahi buradan yapılabilir.”
HERKESİN YAPABİLECEĞİ BİR İŞ DEĞİL
Reklamlarda sürekli gördüğümüz ‘siz de yapabilirsiniz’, ‘kripto madenciliğinden binlerce dolar kazanmaya hazır mısınız?’ gibi cümleleri hatırlattığımız Doç. Dr. Darıcılı, işin teoride öyle lanse edilse de pratik pek öyle olmadığını söylüyor.
“Bilgisayarı, interneti ve biraz da zekası olan herkes yapabilir gibi bir algı var ancak bu doğru değil” diyen Darıcılı, şunları söylüyor:
“Belli soruları çözdükçe ilerliyor ve madencilik denilen sistemi işleterek bir sanal para kazanıyorsunuz. Bunun için çok güçlü bilgisayarlar, hızlı bir internet ve gerçekten de bu alanda yetişmiş beyinler lazım. Tüm bunlar bizi kripto para dünyasının sıradan insanlar için yapılmadığı gerçeğine götürüyor.”
KONGRE BASKININDA KRİPTO İZLERİ
Peki istihbarat örgütleri neden kripto paralarla bu kadar yakından ilgileniyor? Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı, bu sorunun yanıtı vermeden önce iki kritik olayı hatırlatıyor:
“Donald Trump’ın ilk seçildiği dönem olan 2016’da manipülasyon haberleri ve bu sürece dair resmi raporlar zihnimizin bir köşesinde duruyor… Ne diyordu bu rapor? Rusya’nın askeri istihbarat teşkilatı GRU’da çalışan 15 kişi Bitcoin madenciliği yaparak sanal para kazanmış, ABD seçimlerinin manipülasyonuna dair eylemlerin finansmanı bu şekilde sağlamıştı.
Batı, Rusya’da bu işlerin çok farklı imkânlarla yapıldığı iddiasını ortaya attı ve eski bir nükleer santralde Bitcoin madenciliği yapıldığını, buradan elde edilen gelirle farklı işlerin fonlandığını öne sürdü.
Biz bu işin arka planını öğrenemeden bu kez yine ABD’den bambaşka bir olay patladı… Kongre binasının basılmasına ilişkin yürütülen soruşturmada FBI bazı kritik bilgilere ulaştı. Buna göre eylemcilere 500 bin doların üzerinde sanal para gönderilmiş ve kaos ortamı yine Bitcoin üzerinden finanse edilmişti.
Tabii göstericilere bu parayı gönderen kişinin Paris’teki otel odasında yüksek doz uyuşturucu alarak öldüğünü belirtmeden geçmemek gerekiyor. Bu kişi gerçekten yüksek dozdan mı öldü, başka bir şekilde mi öldürüldü belki öğreniriz gelecek dönemde.”
İSTİHBARAT SERVİSLERİ İÇİN KRİPTO PARALAR BİR ‘NİMET’
Bu noktada aklımızda oluşan en temel soru bütün işi ‘gizlilik’ üzerine kurulu istihbarat örgütlerinin bu sürecin neresinde olduğu…
Doç. Dr. Darıcılı, sorumuza yanıt vermeden önce kripto paraların sahibinin olmadığı, bu nedenle izinin sürülemediğini hatırlatıyor. “Eğer basılı bir para kullansanız mutlaka bir şekilde izi sürülebilir. Bu risk hep vardı. Ama kripto para ile bu ihtimal de ortadan kalktı” diyen Darıcılı şöyle devam etti:
“İstihbarat örgütleri için blockchain ağının muhteşem bazı özellikleri var… Birincisi tabii ki gizlilik… Parayı üreten de gönderen de ortada yok. Ya da içeride bir köstebek olması, sizin operasyonlar için harcadığınız paraları ifşa etmesi gibi bir skandal ihtimali de yok… Bu çok değerli.
Ülkelerin istihbarat örgütlerinin bütçeleri olur. Bunlar ‘örtülü ödenek’ olarak kabul edilir. Ama bazen istihbarat kuruluşları da finansman sorunu yaşar. İşte bu sistemin diğer avantajı burada ortaya çıkıyor. Kripto para madenciliği için çok güçlü donanım, iyi bir bütçe ve zeka gerektiğinden bahsetmiştik. Bu üçü de istihbarat örgütlerinde var. Yani bir istihbarat örgütü kripto para madenciliği ile çok büyük paralar kazanabilir, bu paralar ile operasyonlarını finansman edebilir.
İşin bir diğer boyutu kripto paraların getirdiği kolaylıklar. Biliyorsunuz ki istihbari her operasyonun bir mali boyutu da olur. İstihbarat örgütleri, hedef ülkede yapacakları operasyonları finanse etmek için yüklü miktarda paraları çok farklı yollarla ülkeye sokmak zorunda kalırdı. Kimi zaman gemide, kimi zaman bir TIR’ın zulasında ya da bambaşka yerlerde… Ancak bunların hepsi risk demekti ve operasyonunuz başlamadan bitebilirdi.
Bugün ise kripto para kullanarak bu kadar zorlu bir engeli çok basit bir şekilde geçmiş oluyorsunuz… Çünkü mevcut kripto para ağı sizi bankacılık ağının dışına çıkarıyor. Hem bankaların çok sıkı denetlendiği ülkelerde avantaj elde ediyorsunuz hem de bankacılık sisteminin neredeyse hiç olmadığı ülkelerde dahi bir şekilde paranızı karşı tarafa iletebiliyorsunuz.”
İLLEGAL İŞ OLAN HER YERDE KRİPTO PARA OLACAK
Darıcılı’nın bu noktada üzerinde durduğu bir diğer konu ise illegal işlerle kripto para arasındaki ilişki. Türk gemicileri rehin alan deniz haydutlarının dahi kripto para üzerinden ödeme yapılması isteğinde bulunabileceği üzerinde duran Darıcılı, illegalitenin olduğu her yerde kripto paranın olacağı görüşünde.
MALİYE BAKANLIĞI VE MASAK ÇOK DİKKATLİ OLMALI
Tüm bunların karşısında Türkiye’nin hangi adımları atması gerektiğini konuştuğumuz Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı, şunları söyledi:
“Kripto madenciliği milli güvenlik unsurlarının radarında olmalı. Yoksa karşı tarafın istihbarat operasyonlarına açık bir ülke haline gelmemiz ve bu tür operasyonların kripto paralarla kolayca finanse edilmesi gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalma ihtimalimiz artar. Bu süreç bir ‘istihbarata karşı koyma’ olarak düşünülmeli ve karşı planlar buna göre yapılmalı…
İşin bir diğer boyutu Maliye Bakanlığı ve MASAK ile alakalı… Kripto para işlemlerinin hacimleri ve mümkün olan diğer tüm takipleri yapılmalı. Herkesin çok kolay bir şekilde işlem yapabildiği bir ortam var Türkiye’de.
Atılacak adımların demokrasiyle bağdaşmaması gibi bir durum kimsenin aklına gelmesin çünkü ülkeler kendi sınırları içindeki finansal faaliyetleri kontrol etmesi gerekli durumlarda vergilendirmekle mükelleftir.
Kripto para meselesi her alanda çok güçlü gelen bir dalga. Bu dalgaya ne kadar hazır olursak etkisi de o kadar küçük kalacak. Bu nedenle tam bir koordinasyon içinde kurumların bu alana kanalize olması şart.”
12.
Dünyayı sarsan suikastta şoke eden gelişme… Fahrizade’yi 8 ay plan yapıp öldürmüşler!
Dünya 27 Kasım 2020’de Muhsin Fahrizade’nin ölümüyle sarsılmış, İran’ın ‘nükleer babası’ olarak anılan İranlı bilim insanı ve nükleer programın mimarlarından Fahrizade’nin ölümüyle ilgili birçok teori ortaya atılmıştı. Gelen son haberlere göre Muhsin Fahrizade’nin İsrail istihbarat teşkilatı Mossad tarafından İran’a parça parça sokulan bir tonluk uzaktan kumandalı silahla öldürüldüğü öne sürüldü.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay duyurmuştu! Türkiye’nin yardımı KKTC’ye ulaştı
Türkiye, koronavirüsle (Covid-19) mücadele kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) Çin kökenli Sinovac aşısından 40 bin doz daha gönderdi.
A first of its kind test of civil drone flights in GPS denied environments was successfully conducted this week in Israel in a special test zone in Yeruham in the south, where safe navigation solutions for drone flight Beyond Visual Line Of Sight (BVLOS) were presented.
The test is part of NAAMA, the Israeli drone delivery pilot program operated by Israel’s Ministry of Transport, Ayalon Highways, the Civil Aviation Authority of Israel, and the Israel Innovation Authority, for testing and demonstrating drone technologies in managed airspace (UTM).
The test examined how vision-based navigation technologies can help drone operators address the increasing threat of GPS signal disruption.
GPS signal disruption can originate from several sources, including enemies seeking to disrupt a military mission, individuals using them for their own purposes, satellite malfunction, and even solar flares, making it critical to develop other forms of navigation and reduce reliance on GPS.
Keeping a safe flight route in a GPS-denied environment is an essential condition for autonomous drone flights, to ensure that the operated drones do not endanger people, cars or other aerial vehicles.
The test included a GPS jammer to create GPS-denied zones and demonstrated how the drones navigate safely to their destinations without relying on the satellite infrastructure.
The successful test is an important milestone towards the approval of drone delivery operations in Israel.
The global market for autonomous drone flights is predicted to reach a few billion dollars in the near future.
The test was conducted as part of a bid process held by Ayalon Highways which has been scouting technologies that resolve the threat of GPS disruption in drone operations.
Sightec, which developed Visual Situation Awareness system for autonomous flights based on computer vision and artificial intelligence technologies, was selected to present its solution for vision-based navigation in collaboration and integration with Simplex Interactive, which developed the FlightOps.io drone operating system. This technology allows the operation of multiple drones beyond visual line of sight and in shared airspace.
The NavSight system developed by Sightec enables camera-based visual situation awareness for autonomous aerial day and night missions, including vision-based GPS-free navigation and landing, detection and classification of ground and aerial objects as well as 3D mapping and change detection for a full understanding of the ever-changing environment of the drone.
NavSight turns off-the-shelf cameras into smart affordable sensors that enable the drone to “see and understand its surroundings” like a human pilot.
NavSight integrates algorithms from leading academic research, including developments at Ben Gurion University’s lab led by Prof. Joseph Francos, the company’s chief scientist, together with deep learning technology.
The company’s clients include drone and avionics integrators for reconnaissance and Homeland Security missions such as Israeli Aerospace Industries (IAI) and Elta Systems, along with drone integrators in a wide range of civil applications including delivery, mapping, security and first responders.
The company has won several major contracts with the Israeli ministry of transport and the Ayalon Highways NAAMA initiative to implement its technology for drone deliveries and urban air mobility.
FlightOps drone operating system is the only technology certified by the Civil Aviation Authority in Israel to fly commercial urban drone BVLOS and has already performed hundreds of commercial flights as part of the NAAMA initiative.
19.
Rouhani: Iran Will Comply With Nuclear Deal If Other Countries Do Iranian President Hassan Rouhani said Wednesday that his country would abide by the 2015 nuclear deal if the United States and the five other signatories abided by their responsibilities in the accord as well. … The threat to international peace and security posed by ISIL terrorist fighters is “on the rise again”, the UN counter-terrorism chief told the Security Council on Wednesday. … |
Jeremy Corbyn’s Brother Arrested for Auschwitz Anti-Vaccine Poster
The leaflet connected to the former Labour leader’s brother compared the UK’s corona vaccination program with the Nazis’ genocidal regime.
By United with Israel Staff
Former United Kingdom Labour Party head Jeremy Corbyn’s brother Piers was arrested in late January for posters bearing his name that criticize vaccines using an image of the Auschwitz death camp, where the Nazis slaughtered close to a million Jews during the Holocaust.
Piers’ brother, Jeremy Corbyn, was forced to step down from his post as head of Labour after getting trounced in national elections following an anti-Semitism scandal that rocked the very core of his far-left faction.
Piers Corbyn is an anti-vaccination activist and “came up with the ‘concept idea’ for the poster which depicts Auschwitz, but changes its infamous phrase at its gate from ‘Arbeit Macht Frei’, meaning ‘work sets you free’, to ‘vaccines are safe path to freedom,’” Jewish News reported.
“Police confirmed ‘officers investigating reports of malicious material in the form of a leaflet being circulated in south London in late January have made two arrests,’” Jewish News added, referring to the Corbyn arrest.
The report continued, “The leaflet contained material that appeared to compare the Covid-19 vaccination program with the Holocaust.”
Another member of the Labour party, Neil Coyle, reported the leaflet to the police, commenting he was “absolutely sickened by anti-vax conspiracy theory crackpot leaflets put through some doors in SE17 today.”
Under Jeremy Corbyn’s stewardship, the Labour party committed “unlawful harassment” against Jews, according to a 130-page report by the UK’s Equality and Human Rights Commission (EHCR).
Corbyn flat out denied the EHRC’s findings and blamed a “political conspiracy” for the investigation, prompting his suspension from the party, though he was reinstated in short order.
The late Rabbi Lord Jonathan Sacks, who served as the Chief Rabbi of Great Britain for 22 years, wrote of Corbyn in 2019, “Under his leadership, and the semi-respectable sheen of anti-Zionism — let’s have a Rainbow Nation with Hamas! — the poison spreads. The libel that the Jews are the enemy of everything holy (formerly Christ, now socialism) has returned.”
In a 2018 interview with The New Statesman, Rabbi Sacks warned that Corbyn gives “support to racists, terrorists and dealers of hate, who want to kill Jews and remove Israel from the map,” adding that the Labour leader uses “the language of classic pre-war European anti-Semitism.”
21. Διαιρέθηκαν (15-02-2021) οι Ι/Δικηγόροι, στο θέμα του αν θα πρέπει να δοθούν στους Παλαιστινίους, από τους Ισραηλινούς, τα εμβόλια για τον “COVID-19”, που αυτοί τους ζήτησαν!..
22.
Iranian plot to bomb Israeli embassy in East Africa thwarted by Western intelligence
An Iranian plan to attack an Israeli embassy in East Africa was thwarted last month, reported Kan News on Monday evening.
According to Western intelligence sources who spoke to Kan, Tehran sent Iranian agents, some of whom also hold European citizenship, to an unnamed East African country to scope out the Israeli embassy for a potential attack.
The U.S. embassy and the United Arab Emirates embassy in the same country were also scouted out as potential targets, the report said. The report calls to mind the 1998 bombings in front of the U.S. embassies in Nairobi, Kenya, and Tanzania that were directly linked to Al Qaeda.
After a tip-off from Western intelligence, a number of the Iranian agents were arrested by local security officials. Other agents were arrested outside of the African country.
Tehran was allegedly planning the attack as an act of retaliation after the assassinations of Iranian senior military official Qassem Soleimani and Iranian nuclear scientist Mohsen Fahrizadeh.
A note found at the scene called Israeli ambassador to India Ron Dermer a “Zionist devil” and referenced the deaths of Soleimani and Fahrizadeh.
Indian media reported that investigators suspect Iran is behind the attack in New Delhi.
“Deliberate efforts have been made to [hide] the real perpetrators behind the terror incident with false flags and deniability built into the attack that obviously was carried out at the behest of Iran,” a senior security official told the Hindustan Times.
Another official said, “New Delhi has taken the heinous attack against Israel very seriously and its position is that India cannot be used by any other country to target its perceived enemies.
“Once we have concrete evidence, we will take up the matter in very serious terms with the country behind the attack,” the official said.
24.
Gara harekatı neden önemli? Emekli Tuğgeneral Özgür Tör A Haber’de anlattı
Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin Gara’ya düzenlediği harekatın detayları Emekli Tuğgeneral Özgür Tör tarafından A Haber canlı yayınında değerlendirildi. Gara harekatının önemine değinen Emekli Tuğgeneral Tör, “O bölgede insansız hava aracını tutmak bile zor. TSK’nın yaptığı harekatı birçok ülke yapamaz” dedi.
Emekli Tuğgeneral Özgür Tör, A Haber canlı yayınında Gara’ya düzenlenen harekatı değerlendirdi. Çarpıcı detayları harita üzerinde anlatan Tör, “Bu harekatı dünyada yapacak en iyi ordu TSK’dır” dedi. Emekli Tuğgeneral Özgür Tör, Gara’ya yapılan harekatın önemine de vurgu yaptı.
“DÜNYADA HERKESİN YAPABİLECEĞİ BİR HAREKAT DEĞİL”
Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin önemli bir başarıya imza attığını belirten Tör, “Gara dağ bloğu bizim sınırın hemen arkasından gelen bir alan. Bu bölge tamamen çok yüksek dağlardan, volkanik dağlardan oluşmuş yüksek bir alan. Burada bir canlıyı bulmak çok zordur. TSK’nın almış olduğu eğitim, teknolojik ve terörle mücadele faktörleriyle teröristlerin yerleri tespit edilmiş. Bu kadar derinlik ve hava şartlarında, görüş şartlarını da hesaba attığımızda harekat yapmak çok zor. İnsansız hava araçlarını orada tutmak bile zor.” dedi.
Birçok dünya ülkesinin böyle bir operasyon yapamayacağını belirten Emekli Tuğgeneral Özgür Tör, “Operasyon demek istemiyorum bu bir nokta harekat. Bu şartlar altında bölgeye harekat yapmak birçok ülkenin yapabileceği bir şey değil. Çoğu ülke oraya asker bile indiremez. Harekata başlayamazlar.” şeklinde konuştu.
Tör bölgedeki mağaraların bilinenden farklı olduğunu dile getirdi.
Önemli detayları aktaran Emekli Tuğgeneral Özgür Tör, “Bu bölgedeki mağaralar öyle birkaç metrelik bir delik değil. Oradaki mağaraların çoğu çok katlı, deriliği ve birkaç çıkışı olan doğal sığınaklar. Buralara yukarından etki etmek zor. Düz ya da yukarıda olsa etki etmek kolay ama bir oyuğun içindeler. TSK, bu şartlarda bu harekatı gerçekleştirecek en iyi ordudur.” ifadelerini kullandı.
“ΕΛΛΗΝΑΣ“
-/-